Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
otelkilidi.jpg
labella lens

”ZOR GÜNLER AMA İMKÂNSIZ DEĞİL”

”ZOR GÜNLER AMA İMKÂNSIZ DEĞİL” Ülkelerin de tıpkı insanlar gibi

”ZOR GÜNLER AMA İMKÂNSIZ DEĞİL”

Ülkelerin de tıpkı insanlar gibi zor günleri olmuştur, oluyor ve olacaktır. Hangi coğrafyada bulunursa bulunsun; madem bir imtihan sahasındayız ve bu imtihanı geçmek zorundayız o halde gerekli olan şeyler muhakkak yapılmalıdır.

Şu anda tabloda tüm dünya ile birlikte verdiğimiz birçok imtihan var. Adı ve ne oldukları üzerine belki yüzlerce ve hatta binlerce makalelerin, bireysel düşünüş ve komploların havada uçuştuğu imtihanlar var. Ben yaştakilere bazı şeyleri hatırlatmak isterim. Bu hatırlatmalar bizlerin daha doğru ve temkinli düşünmelerine vesile olacaktır. Neler mi derseniz, isterseniz yakın tarihimize bir yolculuğa çıkalım. Hazırsanız başlayalım:

İlk olarak ekonomik değişimlere bakmak gerekirse ne badirelerin atlatıldığı bir ülke olduğumuzu hemen anlayacaksınız. Bu ülke 1980’li yıllarda liberal ekonomiye geçişle nelere şahit olmadı ki? Kaçakçılığından naylon faturacılığına, stokçuluğundan sahte üretimlerle haksız kazanç sağlamalarına, algı operasyonlarıyla milletin cebinden hissettirmeden paraları tırnaklanırken cambaza bak oyunlarına, kendi bankasının içini, paraları çuvallara doldurmak suretiyle soyanlardan, bir gecede %7500 gecelik fazilerle halkın felç edilmesine varıncaya kadar neler olmadı neler. Peki, sonunda ne oldu? İşte tüm bu olumsuzlukları yaşayan bu aziz millet yine silkelendi ve kendi kararıyla, içindeki hırsızları, hainleri ve ilizyonistleri tarihe gömmedi mi? Dersiniz ki onlar hala yaşıyor. Ben de derim ki halk, iradesini göstererek yurt dışına mahkûm edip buradan sürgüne gönderilmelerine irade göstermedi mi? Ülkemin tüm kilometrelerini adeta parselleyen, dünya devi sayılan firmaları dolandıran o insanları dünya devi ülkeler kapana kıstıramaz ve hatta onlardan tokat üstüne tokat yerken benim aziz milletim ne yapıt? İrade bende deyip onları tarih mezarlığına gömdü.

Yeri geldi kukla misali oynatılan ülkem idarecileri, bir sent için adeta yalvarırcasına kapı kapı dolaştırıldı ve hazrolda bekletildi. Parasını ödediğimiz ithal ürünlerimizi bile vermediler. Devlet kurum ve kuruluşlarının çiftlik misali kullanılıp hortumlandığı zamanları gördü bu millet. Üç kişinin işini 23 kişiye yaptırarak milletimin sırtına yirmi kişilik ekstra kambur yüklemediler mi? Gözlerimizin içine baka baka yalan söylemediler mi? Nitelikten yoksun kişiler yığınıyla niceliklerin içinde boğulup milletimi bir nefese muhtaç etmediler mi? Biz değil miydik muzu sadece yılbaşlarında ya da senenin birkaç gününde birer tane yiyen biz değil miydik? Hatta kivi ilk çıktığında kiloyla mı taneyle mi satıldığını bilmeyecek kadar dünyaya yabacıydık. Ya şimdi? Adını sayamadığımız dünya nimetlerini hangisini almada zorlanıyoruz? Sakın var demeyin çarpılırsınız! O halde nereden nereye geldiğimizi anlayıp irade göstererek neleri başarabileceğimizi anlamalıyız.

Toplumsal olaylar yaşandı bu ülkede. Yıkıcılığına başka ülkeler maruz kalsaydı yerle bir olacak ve belki de bir daha doğrulamayacak şekilde yere serilirdi. Nice darbeler, nice ötekileştirme çabaları, bilimden ve ilimden insanımızı mahrum edip kafalardaki örümcek ağlarını topluma geçirme çalışmalarını gördük. Batısından doğusuna kadar çalışma(!) gruplarını gördük. Nice mazlumlar memleketlerinden zorunlu göçe maruz bırakıldı. Doktorların, öğretmenlerin, güvenlik güçlerinin yaklaştırılmak istenmediği ve binlerce şehidin verildiği bir ülke olmadık mı? Kardeşler arasında bile sağ sol davası güttürülerek birbirlerine kurşun sıktırmadılar mı? Tek amacı ülkem insanına öğretmek, onlar için üretmek, rahat uyusunlar diye nöbet tutmak olan hepsi birer ana kuzusu olan insanıma ve dolayısıyla da milletime zeval verilmeye çalışılmadı mı? Gün geldi kanlı emellerini fetvalarla, yolları hendeklerle, evlerin içini geçitlerle birbirine bağlayıp hizmet aldıkları araç ve gereçleri kendi elleriyle yıkıp parçalayan ve bunu bu vatanın öz evlatları adına yaptıklarını söyleyen küresel ve yerel işbirlikçi emperyalist ve siyonist hainleri görmedik mi? Yüzyıllardır aynı kültür etrafında tek bayrak ve tek devlet sevdasıyla cephelerde şehit düşmüş ataların evlatları olan bizleri kardeş katili gibi göstermek istemediler mi? Yüreğindeki kötülükleri bizim dilimiz ve hissiyatımız olarak göstermek çabasıyla bizi bize kırdırmak istemediler mi? Evet yaptılar. Peki devlet ne yaptı? Daha doğrusu aziz milletim ne yaptı? Yılmadı, usanmadı, bıkmadı, vazgeçmedi ve yine imar etti. Çünkü devlet dediğimiz şey milletin kendisi değil mi?

Gün geldi şarkılarla ve filmlerle bir nesli arabesk kültürüyle isyankârlığa sürüklemediler mi? Şarkılarında hep isyanların, filmlerinde hep ajitasyonların olduğu ve modernleşme diye hayvani davranışların adeta renkli kutular içinden ve neşredilen kâğıtlarla adeta kanalizasyon akıntıları gibi milletin dimağına zerk edilen yılları görmedik mi? Tüm bunlarla uyutulan bir millet hayali kuruldu ve kısmen de başarıldı. Ama herkes gibi olmayan savaşçıları vardı bu ülkenin. Gücünün ve iradesinin farkında olan, niyetinin halis olması durumunda akıbetinin de hayır olacağını bilen insanları vardı bu milletin. Dalga etkisine inanarak bir fikrin atılması ve samimiyetiyle değişimin güzel yüzünü göstereceğine inanan insanları vardı bu devletin. Oldu mu? Oldu tabiî ki. Dilerseniz sosyal medyaya, sokaklardaki röportajlara ve yazılı olan eserlere ve hatta imar edilen şehirlere bakabilirsiniz.

Aslında konu çok derin ve suya sabuna dokunulacak bir konu. Tabiî ki farklı platformlarda saatlerce tartışılacak, değerlendirmesi yapılabilecek bir konu. Ciltler dolusu anlatıma konu olacak bir mevzu bu. Biz sadece bazı basit ve anlaşılabilir kapalılıkta bir kısa film izletmeye çalıştık. Peki her yer güllük gülistanlık mı? Değil tabi. Peki, neler yapmalıyız eskilere dönmemek ve daha ilerilere gitmek için? İşte onları da şu maddelerle anlatabiliriz:

  1. Devletimize sahip çıkmak gerekir. Dünyanın kalbi gibi bir yere sahip olan coğrafyada bulunduğumuzu bilmeliyiz. Yer altı ve yer üstü zenginliklerimizin farkına varmalı ve yaşamımızı şekillendirirken azami dikkatte olmalıyız. Devletimiz üzerinde oynanan oyunlar da bu yüzden değil mi?
  2. Baba olduğumuzu bilmeliyiz. Dünya mazlumlarının çığlıklarını duyurmak istedikleri yegâne ülke olduğumuzu bilmeliyiz. Yanı başımızdan binlerce kilometre uzaklara varıncaya kadar hep dünya mazlumlarına umut olduk ve hala umut biziz. Tükenmemiz durumunda tükenecek sadece biz olmayacağız.
  3. Gençlerimize öz benliğimizi anlatmaktan bıkmayacağız. Anne şefkati ve baba cesaretiyle kendi kültürümüzün ne denli değerli olduğunu anlatacağız. Yaşayıp yaşatılması için öncü olacağız. Kullandığımız dilden, giydiğimiz elbiselerden, yemek yeme adabımızdan ibadetlerimizi aksatmamaya özen göstermemiz gerektiğini anlatmalıyız. Et Tahrim Sûresi 6.âyetinin manası: “Ey imam edenler! Nefsinizi ve ehlinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan Cehennem ateşinden koruyun” ifadesini unutmayıp her daim canlı tutup bu düstura göre şekillendirmeliyiz yaşamımızı.
  4. Teknolojiyi bağımlı yaşamaktan kaçınmalıyız. Güzel yönlerini alıp, iyileştirebilirsek kötü yönlerinin de topluma bulaştırılmasının önüne geçmeliyiz. Gençlerimizi özellikle bu nokta bilinçli davranışlar kazandırmalıyız. Hayatı sanal olarak değil de gerçeklerde yaşamalarının güzelliğini sağlamalıyız. Örnek alacakları kişilerin bize ait olmayan ve bizi yansıtmayan insanları takip ederek değil, doğruları öğrenerek, öğretmelerine vesile olmalıyız.
  5. İlim meclislerine katılıp farzu ayn olan ilimleri öğrenmeliyiz. İmam Ali Radıyallahu Anh “Parayı insan, insanı da ilim korur” buyurmuştur. İlim öğrenen kimse haram helal çizgisine, iradesini kullanma yönüne dikkat eder. İlim öğrenen kimseler yaşlılarına, çocuklarına, arkadaşlarına, hayvanlara ve hayatın yaşandığı her yere, kimseye ve olaylarına dikkat eder.
  6. Sevgi, şefkat ve merhameti, önyargıdan ve egoizmden önde tutmalıyız. İletişimin dilsel unsurunun farkında olup, yeri geldiğinde hak ediyorsa insanları takdir etmekten ve insanımızın yaptığı davranışın değerli olduğunu vurgulamaktan kaçınmamalıyız. Bizler iltifat beklemeden marifete talip olanları motive etmekten geri durmamalıyız. Empati yapmalıyız. Aynı duruma biz muhatap olsaydık ne yapılmasını isterdik diye düşünerek yaşamalıyız.
  7. Yıkıcı olmaktan sakınmalı, yapıcı olmakta ısrarcı olmalıyız. Yapılması çok zor olan bir şeyi yıkmak saniyeler alır. Emeği göz ardı etmemeliyiz. Özellikle bir yerde idareci isek –ki herkes en azından evinde idarecidir- olgun ve yapıcı olmalıyız, yıpratıcı ve yıkıcı olmamalıyız.

Daha birçok husus var ama şimdilik bunlara uymamız inanın ki hayatımızda çok büyük değişikliklere vesile olacaktır. Uzağa gitmeden yakın tarihte yaşanan hadiselerde düşülen hatalara düşmemize engel olacaktır. Bir kişi bir aile, bir aile bir mahalle, bir mahalle bir ilçe, bir ilçe bir il, bir il bir bölge ve bir bölge bir ülkeyi kalkındırır unutmayalım.

Selam ve dua ile…

Gökmen CAN-Eğitimci/Sosyolog

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İtalyan mutfağının seçkin lezzetlerini Türk gastronomi sektörüyle buluşturan Charme Gurme,
Sıradaki Haber İSTANBUL’UN GURME BULUŞMASINDA CHARME GURME RÜZGÂRI ESTİ
   Kurumsal SEO Ajansı    Snus İstanbul    Labella Lens    fiskos sehpa    Kokteyl Masası Kiralama    youtube izlenme satın al    takipçi satın al    forma yaptırma    kamagra jel    istanbul evden eve nakliyat    KaradagdaSirket.com    Akay Yangın       www.dmsauto.com.tr    takipçi satın al    Guide of Dubai    Buy Followers    Çiçek Yolla    Bayz Tasarım    yabancı dizi izle    takipçi satın al    Snus Satın Al    Ankara Avukat    Uzun Dönemli Araç Kiralama    Balıkesir Web Tasarım    ÇTSO Seçim