
Kıymetli okurlarımız, gazetemiz köşe yazarlarından Eğitimci Sosyolog Gökmen CAN Bey ile gerçekleştirdiğimiz “DEĞİŞİM” konulu söyleşimizi okumanıza ve ilginize sunuyoruz.
Bölge Gazetesi: Hocam merhaba. Öncelikle söyleşi davetimize icabet ettiğinizden dolayı çok teşekkür ederim. Nasılsınız?
Gökmen CAN: Merhaba Ufuk Bey. Çok teşekkür ederim. Bölge gazetemiz benim evim olup, sizlerle birlikte halkımıza hizmetten mutluluk duymama vesile olduğunuz için asıl ben size teşekkür ederim. Çok şükür iyiyim. Gençlerle, eğitimle, okumalarla devam ediyoruz. Siz nasılsınız?
Bölge Gazetesi: Teşekkür ederim hocam. İyiyiz. Toplumumuz iyi oldukça biz daha iyi oluyoruz/olacağız.
Hocam dilerseniz ilk sorumuzla başlayalım söyleşimize. Konumuz sizin de ilgi alanına giren bir konu olduğunu biliyorum. Bu nedenle yaptığınız araştırmalardan yararlanmak istedik.
Sahi hocam, herkesin diline doladığı “değişim” nedir?
Gökmen CAN: Değişim, bir şeyin önceki durumuna/haline göre farklı bir duruma/hale geçmesidir. Yani halden hale dönüşmesidir de diyebiliriz. Değişim kavramının ifade ettiği muhteva durağanlık olmayıp, hareket ve başkalaşımı ifade eder. Bu, fiziksel, düşünsel, duygusal, toplumsal, hatta ahlaki ve manevi düzeylerde de gerçekleşebilir.
Değişim bir duruş olup aynı kalmamanın adıdır de diyebiliriz.
Müsaadenizle evvela bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Bunu da netleştirmek adına istemekteyim. O da değişimi istemenin yeterli olmayıp, değişimi doğru yerden başlatmak gerekliliğidir. Gerçek değişim genelde üç aşamada anlam kazanır. Bunlar:
1-Fark Ediş: Neyin yanlış gittiğini görmek. Yani uyanıklık/görür olmak halidir. Kişide, ailede, kurumda, gönüllülükte… Burada en zor olan, hatayı sadece “başkalarında” aramaktan vazgeçebilmektir. Yani “özeleştiri” veya “içebakış” denilen yöntemi “hakikat” adına yapabilmektir.
2-Bedel Ödemeye Razı Oluş: Yani konfordan vazgeçmedir. Çünkü değişim konfor bozucudur. İlişkiler sarsılabilir, alışılmış roller çatırdayabilir, “neden böyle oldun?” soruları gelir. Değişimi gerçekten isteyen, bunun yalnızlık, yanlış anlaşılma ve sabır gerektirdiğini de bilir/bilmelidir.
3-Süreklilik: Değişimin bir cümlelik farkındalıkla, bir konuşmayla, bir yazıyla olamayacağının ifadesidir bu. Değişim olgusu ahlâk haline gelmediği sürece geri döner. Yani değişim gerçekleşmez. İnsan kendini her gün yeniden denetlemezse, eski kalıplara hızla teslim olur.
Bölge Gazetesi: Tam burada bir şey sorayım hocam: Değişim en çok hangi halde karşımıza çıkıyor? Yani sadece söylemle mi yoksa hakikaten eyleme de dönüşebiliyor mu?
Gökmen CAN: Şunu da açık söylemem gerekir ki o da toplumda/çoğu toplumda “değişim” söyleminin çok, samimi değişimin az oluşudur. Birçok atalet durumunu kendinde bulunduran zamanımız insanlarının çoğu değişimi:
*Kendisi hariç herkes için ister.
*Sonuç ister ama süreci istemez.
*Hakikat ister ama eleştiriyi kaldırmaz.
Yani eğer sen değişimi önemsiyorsan, önce kendini hizaya alma cesareti göstermen gerekir. Sonra da az rastlanacak bir durum da bu erdemli haline şahit olacak insanların erdemlilik haline bürünebilmesine vesile olabilesin.
Bölge Gazetesi: Herkes “değişim” diyor ama kimse değişmek istemiyor gibi. Bu büyük bir çelişki sayılabilir mi?
Gökmen CAN: Her ne kadar çelişki olarak görüyor olsak bile bunu bir çelişki olarak kabul etmeyip insanın kullandığı en eski savunma mekanizmalarından biri olarak da görebiliriz. İnsan değişimi sever, yeter ki kendisi değişmesin. Dünya değişsin, düzen değişsin, sistem değişsin. Lakin alışkanlıkları, konforu, benliği yerinde kalsın ister. İşte bu noktada değişim bir slogan olur, hayat ise olduğu yerde çürümeye başlar. Değişimden kaçan insan aslında hayattan firar eder. Çünkü hayat değişerek akar. Akmayan suyun kokması gibi, değişmeyen insanın da anlamı bozulur.
Bölge Gazetesi: Hocam olayın psikolojik yanına bakmak ve insan psikolojisinin değişime neden bu kadar dirençlidir sorusunu sormak istiyorum.
Gökmen CAN: Kıymetli kardeşim değişim, egoyu rahatsız eder. Psikolojik olarak insan “bildiği acıyı, bilmediği iyiliğe” tercih edebilen bir varlıktır. Yaşanmışlıklar, travmalar, başarısızlıklar, çocuklukta öğrenilen savunmalar ve baş etme becerilerinin yetersizliği gibi onlarca hatta yüzlerce belki de binlerce durum, değişimi riskli gösterir. Bu da “konfor alanı” olarak bildiğimiz sessiz sakin ve güvenli rutinin dışına çıkmak istemeyiz.
Bakın, birçok insan için değişmek şunu ifade etmektedir:
*Yanıldığını kabul etmek.
*Eksik olduğunu görmek.
*Bugüne kadar kurduğu hikâyeyi sorgulamak.
Halbuki ego bize ne der: “Değişirsem, bugüne kadar yaptıklarım ne olacak?”
Evet, insanların ekserisi, hatayla yüzleşmek yerine hakikatten kaçarlar. Ama unuttuğu ya da dikkate almadığı şey kaçtığı şey sorunun kendisi olmayıp; hayatın ta kendisidir.
Bölge Gazetesi: Hocam siz eğitimci olduğunuz kadar bir sosyologsunuz. Yine uzmanlık alanınızdan bir soru sormak isterim. Kültür değişimi destekler mi, engeller mi?
Gökmen CAN: Aziz kardeşim, her ikisini de yapabilir. Yakın bir zamana kadar bizim coğrafyada kültür çoğu zaman değişimin önüne set çekmekteydi. “Atalarımız böyle yapmış”, “Bizim oralarda böyledir”, “Gelenek bozulmasın” cümleleri, çoğu zaman hikmeti değil alışkanlığı savunur ifadelerdi. Evet, doğru ve kabul edilebilir olanlar vardı, onlara sözümüz yok. Ama “holigan” zihniyetli bir taraftar gibi davranan bir toplumduk. Ama şimdi öyle değil. Başkalaşımlar çok bariz kendini göstermektedir.
Şunu çok net ifade etmeliyim ki kültür, değer ürettiği sürece kıymetlidir. Değer üretmeyen gelenek, mezarlık taşı gibidir. Ayaktadır ama canlı değildir. Değişmekten kaçan kültürler, günü değil geleceği kaybeder. Tarih mezarlıkları bizleri bekliyor. Yani bu konularda derinlemesine yapılacak olan araştırmalar bize her şeyi tüm yalınlığıyla gösterecektir.
Bölge Gazetesi: Peki, kişisel gelişim bu işin neresinde duruyor?
Gökmen CAN: Zor bir soru (Tebessüm edildi). Ufuk Bey kardeşim eğer kişisel gelişim, “ben zaten iyiyim” duygusunu besliyorsa, bu gelişim değil kişisel makyajdır. Gerçek gelişim insanın canını acıtır. Sizi konfor alanınızdan çıkarır, sorumluluk yükler, aynaya bakmaya zorlar. Hani bir pop sanatçımızın dediği gibi: “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!” Buradaki “kendin ol” ifadesini ben “insana yakışan” olarak algılıyor ve böyle değerlendirilmesini istiyorum. Geçen gün yine bir röportajda söylemiştim; günümüzde çoğu insan:
*Kitap okuyor ama düşünmüyor.
*Eğitim alıyor ama dönüşmüyor.
*Konuşuyor ama dinlemiyor.
Hülasa diyebilirim ki kişisel gelişim, “daha çok bilmek” değil, “daha doğru yaşamak” meselesidir.
Bölge Gazetesi: Değişim konusunda etkin rol oynayan değerler gerçekten hayatı değiştirir mi?
Gökmen CAN: Eğer bedel ödenirse evet. Ama bugün değerler çoğu zaman duvar süsü gibi. Herkes adalet, merhamet, dürüstlük, çalışkanlık, insanlık, gelişme, ilerleme diyor ama konu menfaate gelince ya ses çıkmıyor ya da ses seviyesi mırıldanmak tonuna düşüyor. Unutmamalıdır ki değer, sadece savunduğumuz şey değildir; aynı zamanda kaybetmeyi göze aldığımız şeydir. Değerleri olan insan değişir, çünkü değerler durağan değil diridir. Lütfen değişim olayını olumsuz olarak değerlendirmeyin. Bizim dikkatle ifade etmeye çalıştığımız kavram “ilerlemenin” ibaresidir.
Bölge Gazetesi: Eğitimci biri olarak size eğitimin insanı değiştirmiyor mu diye sorsak?
Gökmen CAN: Bakın bu da çok önemli. Şimdi size kısaca “hayır” desem hemen taşlama ve haşlamaya maruz kalırım (Tebessüm edildi). Ama yok eğitimin ürünü olan bilgi insanı değiştirmez; idrak değiştirir demiş olsak durum değişir. Eğitim, eğer ahlâk ve sorumlulukla birleşmezse sadece beceri üretir. Beceri sahibi olup da şahsiyeti zayıf insanlar, toplum için tehlikelidir. Değişmeyen/değiştirmeyen/değiştiremeyen eğitim, sadece diploma üretir. Değiştiren eğitim ise, insan yetiştirir.
Bölge Gazetesi: Gökmen Hocam, sizce teknoloji değişimi kolaylaştırmıyor mu?
Gökmen CAN: Teknoloji hızı artırdı. Neredeyse “ışık hızı” denilen şeyi hayatımızın her yanına sirayet ettirmeye yakın bir aşamaya geldik. Lakin teknolojinin ve bu alandaki gelişimin ve değişimin hikmeti azaltma riskini de beraberinde getirdiğini söyleyebilirim. Her şeye çabuk ulaşıyoruz ama hiçbir şeyde derinleşemiyoruz. Bildirimlerle bozulan dikkatimiz, sabırsızlaşan zihnimiz, yüzeysel hale gelip de katmanlaşan ilişkilerimiz en bariz zayıflıklarımız ve olumsuz yönlerimizdir. Teknoloji değişimi kolaylaştırır ama insanı olgunlaştırmaz. Olgunlaşmayan insan, değişimi de taşıyamaz diyebilirim.
Bölge Gazetesi: Yine alanınızdan çok net bir soru geliyor hocam: Toplum neden değişimde zorlanıyor?
Gökmen CAN: Bunu size sabaha kadar oturup her yönüyle açıklamaya çalışsam bile inanın eksik bıraktığım hissini taşırım. Ama şunları çok net söyleyebilirim: Evvela herkes değişimi başkasından bekliyor. Yönetici halkı, halk yöneticiyi, ebeveyn çocuğu, çocuk sistemi suçluyor. Ama kimse “Ben nerede duruyorum?” sorusunu kendisine sormuyor. Unutulan şey ya da dikkate alınmayan kaide şu: Toplumsal değişim fertle başlar. Değişmeyen fert, değişim talep ettiğinde ikiyüzlülük üretir.
Bölge Gazetesi: Hocam sizin manevi ilimler noktasında da eğitim aldığınızı biliyoruz. Yazılarınızda da bunun yansımalarını görüyoruz. Buradan yola çıkarak, İslam değişime nasıl bakar diye sorsak?
Gökmen CAN: İslam, değeri sabit, yöntemi dinamik bir dindir. Akaid değişmez; ahlâk değişmez, adalet değişmez. Ama insanın kendini düzeltmesi bir emirdir. Kur’an-ı Kerim’de Ra’d suresi 11.ayetinde şu vurgulanmıştır:
Anlamı: “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.”
Bu ayet, değişimin sadece psikolojik değil itikadî bir sorumluluk olduğunu gösterir. Nefsini değiştirmeyen, hayatını değiştiremez. Hayatını değiştirmeyen, hesabını ağır verir. Salih ve bilinçli bir Müslüman da hesabın ağır olanından kaçtıkça kaçarak yaşar.
Bölge Gazetesi: Teşekkür ederim hocam çok güzel ve faydalı bir söyleşi oldu. Son olarak kısaca birkaç ifadede bulunsanız ne dersiniz?
Gökmen CAN: Değişmekten kaçan insan, dünü koruduğunu sanır ama yarını kaybeder. Hayattan firar eden, sorunlardan değil; sorumluluktan kaçıyordur. Değişim cesaret ister. Bedel ister. Nefsle mücadele ister. Ama şunu net söyleyelim Önder kardeşim: Değişmeyen insan yaşlanır, değişen insan olgunlaşır. Hangisini seçtiğimiz ise sergilediğimiz ve konumlandırdığımız irademizdir.
Bana bu güzel söyleşi için fırsat verdiğinizden dolayı asıl ben teşekkür ederim. İyi günler hayırlı çalışmalar diliyorum. Sağlıcakla kalın.