
Zaman hızla, su gibi akıp gidiyor… Ömür dediğimiz o takvim yaprakları birer birer eksiliyor. İşte, hızla akıp giden zaman bizi bir bayram sabahına daha ulaştırdı.
Fakat dönüp etrafıma şöyle bir baktığımda, bayramların da en az zaman kadar hızlı değiştiğini görüyorum.
Bu yıl Kurban Bayramı’nda İstanbul yarı yarıya boşalmıştı. Elbette herkes kendi şartlarına ve bütçesine göre bir yol çizdi. Kimi memleketine gitmek için düştü yollara, kimi yılın yorgunluğunu atmak için tatil beldelerine gitti. Bazıları ise evinde kalmayı tercih etti.
Fakat beni asıl düşündüren bu değil…
Asıl mesele, bayramın özündeki o “birlik ve beraberlik” duygusunun giderek kaybolması.
Anne ve babam, çocukluklarını kalabalık ailelerde ve yokluk içinde geçirmişler. Bayramlık kıyafetleri neredeyse hiç bir zaman olmamış. Olsa bile, istedikleri gibi değil; imkanların el verdiği şekilde olmuş. Rahmetli dedem çarşıya gider bir çuvala kıyafet doldurur gelirmiş. Hangi kıyafet kime olursa o onun olurmuş. Ama o yokluk günlerinde bile onların bayramı gerçekten bayrammış. Çünkü o heyecan, o mutluluk, o paylaşma duygusu kalplerinde hep varmış.
Bizler… Biraz daha şanslı bir nesildik. Hem bayramlıklarımız vardı hem de içimizde o tarif edilmez bayram sevinci.
Benim çocukluğumda bayram demek, kalabalık demekti. Babam ailenin en büyük abisi olduğu için amcalarım, halam ilk olarak bize gelirdi. Bir anda evimiz dolup taşardı. Çekirdek ailemiz, kocaman bir aileye dönüşürdü.Sonra tüm kuzenler yaş sırasına girer, büyüklerimizin ellerini öperdik.
Akşam olunca rota değişirdi. Anneannemin evine gidilirdi. Burası bizim buluşma noktamız olurdu. Kapıdan girer girmez mis gibi su böreği kokusu, baklavalar, sarmalar… Ardından teyzeler, dayılar, kuzenler… Hasret giderme, sohbet, neşe, kahkaha…Hepsi bir aradaydı. İşte bayram dediğin tam olarak buydu.
Peki ya şimdi?
Bugünün nesli için bayram, çoğu zaman takvimdeki kırmızı günlerden ibaret. Yani bir “tatil fırsatı”…
Büyükleri ziyaret etmek, kapı kapı dolaşıp bayramlaşmak, kurban etini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak… Ne yazık ki artık öncelikler arasında değil.
İşte böyle oluncada insanın içinden şu sözler geçiyor:
“Ne güzeldi o eski bayramlar…”
Şimdi ise herkes bir yerlere kaçmanın, biraz daha yalnızlaşmanın peşinde. Eskinin o kalabalık ziyaretleri yok artık. Hatta büyüklerini aramaya bile üşenen, bir mesajı bile çok gören bir nesil yetişiyor.
Teknolojinin bizi birbirimize bağladığını zannederken, aslında ne kadar kopardığını en çok bayramlarda fark ediyoruz.
Sahi…
Bayramı bayram yapan o değerleri… paylaşmayı, kucaklaşmayı, vefayı bu kadar kolay nasıl unuttuk?
Tatiller her zaman yapılır…
Yorgunluklar ise bir şekilde geçer…
Ama geçen zaman geri gelmez.
Kaybettiğimiz büyüklerimizin, kaçırdığımız bayram sabahlarının, aile kahvaltılarının telafisi yok.
Belki de bir sonraki bayramda, bugün aramadığımız, ziyaret etmediğimiz birileri artık hayatımızda olmayacak…
Bu yüzden…
Bayramı yeniden bayram gibi yaşayabildiğimiz, Sevdiklerimize sarılarak bayramlaştığımız günlere dönebilmek dileğiyle…
İyi bayramlar…
CEMİLE ÇİLEM ÇAVUŞ