
Çağımız toplumları, küreselleşme, kültürel etkileşim ve ideolojik yönlendirmeler sonucunda ciddi bir kimlik bunalımı yaşamaktadır. Değer yargıları aşındırılmış, inanç sistemleri zayıflatılmış ve toplumların kendi medeniyet tasavvurlarından uzaklaşmaları için yoğun bir kültürel dönüşüm süreci işletilmiştir. Özellikle İslam coğrafyasında yaşayan toplumlar hem dinî hem de kültürel açıdan kendilerine ait olmayan düşünce ve yaşam biçimlerini “bizimmiş gibi” benimsemeye yönlendirilmiş, bunun neticesinde öz değerlerinden uzaklaşmaya başlamışlardır. Yüce Allâh, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:
Anlamı: “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d/13-11)
Bu ilahî ilke, toplumların yükseliş ve çöküşünün yalnızca dış etkenlerle değil; kendi tercihleri, ihmalleri ve değer anlayışlarıyla da yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla yaşadığımız kimlik bunalımını yalnızca dış güçlerle açıklamak eksik kalacak; kendi iç muhasebemizi de yapmamız gerekecektir. Yani adaletli olmayı önce kendimize uygulamalıyız desek hata etmiş sayılmayız.
Kaleme aldığımız bu fikri çerçeve nedensellik, yaşanan yabancılaşma sürecini dinî ve sosyolojik açıdan değerlendirmek içindir.
Sosyolojik Perspektiften Yabancılaşma
A- Kültürel Hegemonya ve Kimlik Aşınması
İtalyan düşünür Antonio Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramı, egemen kültürün zamanla başka toplumların düşünce dünyasını fark ettirmeden dönüştürebileceğini ifade etmektedir. Buna benzer şekilde İslâm düşünce geleneğinin önemli isimlerinden İbn Haldun da mağlup toplumların zamanla galip toplumları taklit etmeye meylettiğini ifade ederek kültürel etkilenmenin tarih boyunca devam eden bir gerçek olduğuna dikkat çekmiştir.
Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ise şöyle buyrulmaktadır:
Anlamı: “Yahudiler de Hristiyanlar da sen onların dinlerine uymadıkça senden asla razı olmayacaklardır…” (Bakara/120)
Bu âyet, Müslümanın kendi inanç ve değerlerini koruma sorumluluğunu hatırlatmaktadır.
Günümüzde medya, eğitim, moda, dijital platformlar, eğlence sektörü ve popüler kültür aracılığıyla birçok toplumun düşünce dünyası yeniden şekillendirilmektedir. Ortaya çıkan tablo, özellikle İslâm toplumlarını hedef alan sistematik bir kültürel dönüşüm sürecini düşündürmektedir. Bunun en belirgin örneklerinden biri Ramazan ayıdır. Ramazan; nefsi terbiye, infak, paylaşma ve kulluk ayı olması gerekirken, birçok yerde alışveriş kampanyaları, tüketim festivalleri ve gösterişli iftar sofralarıyla anılır hâle gelmiştir. Böylece ibadetin ruhu geri plana itilmiş, tüketim kültürü ön plana çıkarılmıştır. Gösteriş ve riyada sanki bir yarış başlatılmış gibi yaşanmaya yönlendirilmiştir.
B- Tüketim Kültürü ve Modern Putlar
Kapitalist ve emperyalist sistem, insanı ürettiği veya ahlâkıyla değil; tükettiği kadar değerli olduğuna inandırmıştır. Başarı; servet, makam, marka ve gösterişle ölçülmeye başlanmış; takva, kanaat, sabır ve tevazu ise çoğu zaman geri kalmışlığın sembolü gibi gösterilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de A’râf sûresi 31.âyetinde şöyle buyrulmaktadır:
Anlamı: “Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allâh israf edenleri sevmez.”
Modern (!) tüketim anlayışı ise insanı ihtiyaç kadar değil, arzu ettiği kadar tüketmeye yönlendirmektedir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam da şöyle buyurmuştur:
Manası: “Altının ve gümüşün kulu olanın vay hâline!” (Buhârî)
Bu hadis, servetin araç olmaktan çıkıp amaç hâline geldiği her döneme hitap eden evrensel bir uyarıdır. Günümüzde makam, marka, şöhret ve tüketim tutkusu da insanın farkında olmadan bağlandığı modern putlara dönüşebilmektedir.
Dinî Açıdan Bozulma ve İtikat Erozyonu
A- Dinî Kavramların Tahrif Edilmesi
Birçok dinî ve ahlâki kavram ya yanlış anlaşılmış ya da bilinçli şekilde anlam kaymasına uğratılmıştır. “Özgürlük”, “hoşgörü”, “barış” ve “hak” gibi kavramlar, çoğu zaman İslâm’ın ortaya koyduğu anlamdan uzaklaştırılarak farklı içeriklerle sunulmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
Anlamı: “Onlar sözü dinler, sonra onun en güzeline uyarlar.” (Zümer/18)
Müslüman, karşılaştığı her düşünceyi vahyin ölçüleriyle değerlendirmek zorundadır. Aksi halde kavramların içi boşaltılır; ardından düşünce dünyası ve kimliği de dönüştürülür.
B- Taklit ve Özentiyle Gelen İnanç Erozyonu
Peygamber Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Manası: “Sizden öncekilerin yolunu karış karış, adım adım takip edeceksiniz…” (Buhârî)
Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm de bu konuda şöyle uyarmaktadır:
Anlamı: “Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’âm/116)
Bugün seküler ve bireyci yaşam tarzı, çoğu zaman “özgürlük”, “çağdaşlık” ve “ilerleme” kavramlarıyla pazarlanmakta; birçok Müslüman da bunun farkına varmadan bu anlayışın etkisi altına girebilmektedir.
Medya, Eğitim ve İdeolojik Yönlendirme
Pek çok Müslüman toplumda medya, eğitim sistemleri ve bazı kamu politikalarının etkisiyle sağlıklı bir kimlik inşasından ziyade kimlik aşınmasının yaşandığı görülmektedir. Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurmaktadır:
Anlamı: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsrâ/36)
Diziler, filmler, reklamlar ve dijital medya aracılığıyla ideal insan tipi çoğu zaman dünyevî, bireyci, haz odaklı ve tüketim eksenli bir karakter olarak sunulmaktadır. Böylece genç nesiller farkına varmadan rol modellerini değiştirmekte; kendi medeniyet değerlerinden uzaklaşabilmektedir.
Peki Ne Oldu?
Kısacası dostlar; bizim olmayanı benimsedik, bizi biz yapan değerleri ise ihmal etmeye başladık.
Peki, Çözüm Ne Olabilir?
Peygamber Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Manası: “Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim sünnetim.”
Bu anlayış doğrultusunda;
Hasılıkelam Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Anlamı: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanmayın ölçüde başkalarının değerleri hayatımıza hâkim olmaktadır. Ancak bu tabloyu yalnızca dış müdahalelerle açıklamak doğru değildir. Tercihlerimiz, ihmallerimiz ve gafletlerimiz de bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Her uyanış, samimi bir sorgulamayla başlar. Bugün yeniden kim olduğumuzu, neye inandığımızı ve hangi medeniyetin mensubu olduğumuzu hatırlama zamanıdır. Kimliğimizi, inancımızı ve medeniyet tasavvurumuzu koruyabilmenin yolu; Kur’ân’ın rehberliğinde, sahih sünnetin ışığında ve sağlam bir ilim anlayışıyla yeniden inşa olmaktan geçmektedir.
Bizim olmayanı taklit ederek değil; bize emanet edilen hakikatleri anlayıp yaşayarak yeniden ayağa kalkabiliriz.
Kalın sağlıcakla…