Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
otelkilidi.jpg
labella lens
Gökmen CAN
Gökmen CAN

HAYAL SATMAK

HAYAL SATMAK

İyi Niyetin Gerçeklikle İmtihanı

Sevgili arkadaşımla bugün çok derin bir muhabbetin içerisine girdik. Okul çıkışıydı. Gündeme dair konuşmalarla başlayan sohbetimiz bir anda başka yerler ve hem de çokça hataya düşülebilen bir konuya evrildi. İyi mi oldu derseniz de bence çok iyi oldu. Çünkü bu konu ikili ilişkilerden aile içi ilişkilere, kurumlardan kuruluşlara varıncaya değin sürekli karşımıza çıkan bir konu. Konunun aslına sadık kalarak muhabbetimizi yazıya döküyorum. Hazırsanız başlayalım.

İstemek Başka, Mümkün Kılmak Başka; Umut Vermek Başka, Gerçekleşebilir Bir Yol Göstermek Bambaşkadır.

İnsan olarak her birimiz bazen bir şeyi o kadar çok isteriz ki, istediğimiz şeyin gerçekleşmesini mümkün kılacak şartlarla, gerçekleşmesini arzu ettiğimiz şey arasında hiçbir fark kalmadığını düşünmeye başlarız. İşte, tam burada kendimizle gerçeklik arasındaki imtihanımız başlar. Çünkü istememiz güzeldir. Ümit etmemiz ayrı bir güzeldir. Muhataplarımıza güzel şeyler söylemek, onları yüreklendirmek, önlerine hedef koymak, zor zamanlarında yanlarında olmak elbette değerlidir. Fakat bütün bunların yanında bir realite daha vardır. O da: İyi niyetin, gerçekliğin yerine geçmez oluşudur.

Sakın yanlış anlaşılmasın! Bunu söylerken kimseyi suçlamak, kimsenin hevesini kırmak ya da insanların mücadele azmini azaltmak istemiyorum. Tam aksine insanların hayallerinin gerçekleşmesini isteyen bir insan olarak söylüyorum bunu: Hayallerimizin gerçekle buluşmasını istiyorsak önce gerçeklere bakmak zorundayız. Çünkü hayat, bizim ne kadar iyi niyetli olduğumuza değil, elimizde hangi imkânların bulunduğuna da bakar. Yapacağımız işlerde kaç kişiyiz? Bu insanların konuya haiz nitelikleri nelerdir? Kimler neleri yapabilir? Hedeflediğimiz işler için ne kadar zamana ihtiyacımız var? Elimizdeki kaynaklar nelerdir? Hangi noktalarda eksikliklerimiz var? Bugün neleri/neyi yapabilir, neyi/neleri yarına bırakabiliriz? Tüm bunlar birer ayrıntı değildir. Bunlar gerçeğin ta kendisidir.

Bazen Hayal Satan İnsan, Önce Kendi Hayaline İnanır.

“Hayal satmak” dediğimizde hemen kötü niyetli bir insan düşünmeyelim. Çünkü hayat bize gösteriyor ki bazı insanlar başkalarını kandırmak için değil, gerçekleşmesini çok istedikleri bir şeyin gerçekleşebileceğine kendileri de inandıkları için gerçeklerden uzaklaşabiliyorlar. Onların niyetlerinde kötülük olmayabilir. Belki gerçekten yardımcı olmak istiyorlar. Belki gerçekten bir yapıyı büyütmek, bir problemi çözmek, bir insana destek olmak, bir işi kısa zamanda tamamlamak istiyorlar. Lakin bazen insanın arzusu, muhakemesinin önüne geçebiliyor. “Yaparız.” “Merak etmeyin, hallederiz.” “Bir şekilde olur.” “Bunu kısa zamanda tamamlarız.” “Şu kadar insanla bu işi rahatlıkla yürütürüz.” “Sanırım zaman yeterlidir.” “Biraz daha fazla çalışırsak tüm sıkıntılar çözülür.”

Sevgili dostlar, bu cümlelerin hiçbirisi tek başına yanlış değildir. Fakat bir cümlenin doğruluğunu belirleyen yalnızca niyet de değildir. Gerçeklik de o cümlenin içinde olmalıdır. Çünkü bazen insan, yapabileceğinden fazlasını vaat ederken karşısındaki insanı değil, önce kendisini ikna eder. Ve farkında olmadan başkasına bir umut borcu yükler.

İyi Niyet Neden Bazen Yetmez?

Yetmez; çünkü hayat yalnızca niyetlerden oluşmaz. Bir kurumun, bir topluluğun, bir ailenin veya herhangi bir yapının karşısında somut gerçekler vardır. Bir işin yapılması için insan gerekir. Ama yalnızca insan sayısı yetmez; nitelik de gerekir. Zaman gerekir. Kaynak gerekir. Plan gerekir. Tecrübe gerekir. Koordinasyon gerekir. Sabır gerekir. Ve bazen bütün bunlara rağmen yeniden değerlendirme yapmak gerekir.

Şimdi biraz düşünelim… Bir yapının gerçekleştirmesi gereken bir işi var. İşin gerektirdiği insan sayısı belli. Mevcut insan sayısı belli. İhtiyaç duyulan nitelikler belli. Mevcut nitelikler belli. İşin tamamlanması için gereken süre belli. Fakat bütün bu gerçeklerin karşısında: “Yaparız.” deniliyor. İşte burada iyi niyet ile gerçeklik birbirinden ayrılmaya başlıyor. Çünkü “yaparız” demek kolaydır. Asıl mesele: “Neyimiz var, neyimiz eksik, ne kadar zamanda ve hangi yöntemle yapabiliriz?” sorusunu sorabilmektir. Gerçekçilik bazen heyecanı azaltır. Ama gerçekçilik, çoğu zaman hayal kırıklığını da azaltır.

Gerçeği Söyleyen Neden Bazen Rahatsız Eder?

Belki konunun en hassas taraflarından biri de budur. Bir insan çıkar ve: “Bu sayı yeterli değil.” der. “Bu nitelikteki insan kaynağıyla bu iş zor.” der. “Bu kadar kısa sürede tamamlanması mümkün görünmüyor.” der. “Önce şu eksiklikleri gidermeliyiz.” der. Der ha der. Bu sözler ilk bakışta moral bozucu olarak algılanabilir. Lakin gerçekten öyle midir? Yoksa o insan, daha sonra yaşanabilecek bir hayal kırıklığını bugünden görmeye mi çalışmaktadır? Bazen bize gerçeği söyleyen insanı sevmez, bize duymak istediğimizi söyleyen insanı severiz. (Yıllarca bu hususu müşahede etmiş bir kardeşinizim.)

Çünkü gerçek insanı zorlar. Gerçek insandan sabır ister. Gerçek, bazen beklemeyi ister. Gerçek, eksiklerimizi kabul etmemizi ister. Gerçek, yeniden plan yapmamızı ister. Oysa “Merak etmeyin, olur.” cümlesi çok daha rahattır. Fakat rahatlatan her söz, iyileştiren söz değildir. Bazen insanı gerçekten koruyan söz, onu biraz zorlayan sözdür.

Gerçeği Söylemek Moral Bozmak Değildir.

Kanımca burada önemli bir yanlış anlamayı düzeltmek gerekir. Gerçekçi olmak karamsar olmak değildir. Bir insana: “Bu şartlarla bu iş bugün olmaz.” demek, “Bu iş hiçbir zaman olmaz.” demek değildir. Arada çok büyük bir fark vardır. Birincisi gerçeklik tespitidir. İkincisi ise umutsuzluk ilanıdır. Gerçekçi insan: “Şu anda olmuyor.” der ve hemen arkasından: “Peki olması için ne gerekiyor?” diye de sorar. İşte gerçekçi umut burada başlar. Çünkü gerçekçi insan hayali öldürmez. Hayalin ayağını yere sağlam bastırmak ister.

İnsanlara Umut Vermek Başka, Gerçekleşebilir Umut Vermek Çok Daha Başkadır.

Hepimizin hayata tutunmak için umuda ihtiyacı var. Çocukların umuda ihtiyacı var. Gençlerin umuda ihtiyacı var. Ailelerin, çalışanların, yöneticilerin, öğretmenlerin, öğrencilerin, kurumların ve toplumların umuda ihtiyacı var. Fakat umut ile gerçeklik arasında bir köprü kurmak gerekir. Aksi hâlde umut, bir süre sonra hayal kırıklığına dönüşebilir. İnsanlara: “Her şey çok kolay olacak.” demek yerine, “Kolay olmayacak ama birlikte çalışırsak aşabileceğimiz bir yol var.” demek belki daha gerçekçi bir umuttur. “Yakında bitecek.” demek yerine, “Şu aşamaları geçersek şu tarihler arasında tamamlayabiliriz.” demek daha sağlamdır. “Bunu kesin yaparız.” demek yerine, “Şartlarımız bunu yapmaya izin veriyor; ancak şu eksiklikleri gidermemiz gerekiyor.” demek güven inşa eder. Çünkü insanın ihtiyacı yalnızca güzel söz değildir. İnsan, üzerine basabileceği sağlam bir zemin de ister.

Bazen Biraz Zorlanmak, Daha Büyük Bir Yaradan Korunmaktır.

Hayat bize her istediğimizi hemen vermez. Bazen biraz daha çalışmamız gerekir. Bazen beklememiz gerekir. Bazen eksiklerimizi tamamlamamız gerekir. Bazen yeniden başlamamız gerekir. Bazen sayımızın yetmediğini kabul etmemiz gerekir. Bazen elimizdeki insanların niteliğini geliştirmemiz gerekir. Bazen de “henüz hazır değiliz” diyebilmemiz gerekir. Bunların hiçbiri yenilgi demek değildir. Tam tersine, bunlar gerçekle yüzleşme cesaretidir. Bugün biraz zorlanmak, yarın çok daha büyük bir hayal kırıklığının önüne geçebilir. Bugün biraz sabretmek, yarın başarının verdiği mutluluğu daha anlamlı hâle getirebilir. Bugün eksiklerimizi görmek, yarın tamamladığımızda duyacağımız gururun zeminini oluşturabilir. Çünkü emek verilmiş başarı ile hazır beklenen başarı arasında insanın ruhunda çok büyük bir fark vardır.

Gerçeklerin Acısı mı, Gerçeklerden Kaçmanın Acısı mı?

İnsan bazen gerçekleri duymak istemez. Çünkü gerçekler rahatsız eder. Fakat gerçeklerden kaçmak, onları ortadan kaldırmaz. Sadece karşılaşma zamanını erteler. Ve ertelenen gerçekler çoğu zaman daha ağır bir biçimde karşımıza çıkar. Bugün: “Bu iş için daha fazla zamana ihtiyacımız var.” demek zor olabilir. Ama bunu söylemediğimizde ve birkaç ay sonra iş tamamlanamadığında: “Bunca zaman neden kaybettik?” sorusuyla karşılaşabiliriz. Bugün: “İnsan sayımız yeterli değil.” demek zor olabilir. Ama yarın yetersiz insan gücü nedeniyle bütün yapı yorulduğunda çok daha ağır bir bedel ortaya çıkabilir. Bugün: “Bu insanların niteliğini geliştirmemiz gerekiyor.” demek bazılarını rahatsız edebilir. Ama yarın aynı eksiklikler yüzünden başarısızlık yaşandığında daha fazla insan incinebilir. Öyleyse belki de asıl soru şudur: Gerçeği bugün söyleyip biraz zorlanmayı mı, yoksa gerçeği yarına bırakıp çok daha büyük bir acıyla karşılaşmayı mı tercih ediyoruz?

Gerçekçilik İnsanı Küçültmez

Aksine… Kendi sınırını bilen insan, sınırını aşmanın yolunu da daha doğru arar. Neyi yapabildiğini bilen insan, yapamadığını da geliştirmeye çalışır. Eksikliğini kabul eden insan, eksikliğini giderebilir. Zamana ihtiyacı olduğunu bilen insan, zamanını doğru kullanabilir. Kaynağının yetersiz olduğunu bilen insan, kaynak aramaya başlar. İnsan sayısının yetmediğini bilen insan, yeni insanlar yetiştirir. Yani gerçekçilik bizi durdurmak zorunda değildir. Gerçekçilik bize nerede durduğumuzu gösterir. Nerede olduğumuzu bilirsek nereye gideceğimizi daha doğru belirleyebiliriz.

Belki de en büyük yanılgımız şudur: Bazen bir işi gerçekleştirmek için yalnızca istemenin yeterli olduğunu düşünüyoruz. Oysa istemek başlangıçtır. Sonra bilgi gelir. Sonra plan gelir. Sonra insan gelir. Sonra nitelik gelir. Sonra zaman gelir. Sonra emek gelir. Sonra sabır gelir. Ve nihayet sonuç gelir.

Bütün bunların hiçbirini yok sayarak doğrudan sonuca atlamak istediğimizde, hayatın sırasını bozmuş oluruz. Tohum ekmeden meyve beklemek gibi… Çalışmadan sonuç beklemek gibi… Yeterli insan olmadan büyük bir işi kısa zamanda bitirmeyi beklemek gibi… Hayat bazen bize “hayır” demez. Sadece: “Henüz değil.” der. Ve “henüz değil” cümlesini anlayabilmek, olgunlaşmanın önemli işaretlerinden biridir.

Peki ne yapmalıyız?

Öncelikle birbirimize karşı daha dürüst olmalıyız. Ama bu dürüstlüğü kırıcı olmadan yapmalıyız. Gerçeği söylemek ile insanın hevesini kırmak arasında ince bir çizgi vardır. Gerçeği söylerken insanı küçümsememeliyiz. Eksikliği gösterirken kişiliğe saldırmamalıyız. “Bu olmaz.” demek yerine: “Bunun olması için şu şartlara ihtiyacımız var.” diyebilmeliyiz. “Sen yapamazsın.” demek yerine: “Bunu yapabilmen için şu alanlarda güçlenmen gerekiyor.” diyebilmeliyiz. “Bu iş imkânsız.” demek yerine: “Mevcut şartlarla zor; ama şartları değiştirirsek mümkün olabilir.” diyebilmeliyiz.

İşte, burada eleştiri, yıkıcı olmaktan çıkar ve inşa edici bir rehberliğe dönüşür. Ve karar vermemiz gereken yer tam da burasıdır. Kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben insanlara duymak istediklerini mi söylüyorum, yoksa ihtiyaç duydukları gerçeği mi?

Bu soru kolay değildir. Çünkü bazen insanların ihtiyacı olan şey ile duymak istediği şey birbirinden farklıdır. Ama gerçek bir dostlukta, gerçek bir yöneticilikte, gerçek bir eğitimcilikte, gerçek bir aile ilişkisi içinde ve gerçek bir toplumsal sorumlulukta insanın görevi yalnızca karşısındakini rahatlatmak değildir. Onu gerçeğe hazırlamak da sorumluluktur. Bazen bir insanın elinden tutmak, ona: “Merak etme, her şey kolay olacak.” demek değildir. Bazen elinden tutup: “Yol zor. Eksiklerimiz var. Zamanımız sınırlı. Ama bunların hepsini biliyoruz ve buna rağmen yürüyeceğiz.” diyebilmektir. İşte bu, bana göre çok daha sağlam bir dayanışmadır.

Sona Geldiğimizde: Umudu Öldürmeyelim, Onu Gerçekle Buluşturalım

Ben hayallere karşı değilim. Tam tersine, insanı ileriye taşıyan şeylerden birinin de hayal olduğuna inanıyorum. Ama hayalin bir gün gerçeğe dönüşmesini istiyorsak, onunla gerçek arasında bir köprü kurmalıyız. O köprünün taşları bellidir: Gerçeklik… Bilgi… İmkân… Nitelik… İnsan… Zaman… Emek… Sabır… Ve sorumluluk.

Bunları görmeden verilen her söz, belki o anda bir insanın yüzünü güldürebilir. Fakat gerçekleşmediğinde aynı insanın kalbinde derin bir kırılmaya dönüşebilir. Bu yüzden insanlara umut verirken biraz daha dikkatli olalım. Onlara gökyüzünü gösterelim ama ayaklarının bastığı toprağı da unutmayalım. Onlara büyük hedefler anlatalım ama o hedeflere ulaşmanın bedelini de dürüstçe konuşalım. Onlara “olacak” diyelim ama mümkünse hemen arkasından: “Bunun olması için neler yapmamız gerektiğine birlikte bakalım.” diyelim. Çünkü gerçek umut, hiçbir engel yokmuş gibi davranmak değildir. Engelleri görüp yine de yürümeye karar vermektir. Gerçek cesaret, gerçeği inkâr etmek değildir. Gerçeği bilerek mücadele etmektir. Gerçek başarı, hiç zorlanmadan sonuca ulaşmak değildir. Zorlandığın hâlde vazgeçmeden sonuca ulaşmaktır. Ve gerçek mutluluk da bize hazır olarak sunulan bir sonucun mutluluğu değildir. Sabrettiğimiz, çalıştığımız, eksiklerimizi tamamladığımız, gerçeklerle yüzleştiğimiz ve sonunda başardığımız zaman taşıdığımız mutluluktur.

Gelin! O hâlde birbirimize hayal satmayalım. Ama hayallerimizi de öldürmeyelim. Hayallerimize gerçeklerin ışığında yol gösterelim. Çünkü bazen insana verilebilecek en büyük umut, “Her şey kolay olacak.” demek değil; “Kolay olmayacak. Ama gerçekleri biliyoruz, neye ihtiyacımız olduğunu biliyoruz ve birlikte başarabilmek için çalışacağız.” diyebilmektir. Ve belki de insanın insana karşı gösterebileceği en büyük merhametlerden biri budur: Onu güzel bir hayalle kandırmak değil, zor bir gerçeğe hazırlayıp gerçek bir mutluluğa taşımak.

Kalalım sağlıcakla…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

  Kurumsal SEO Ajansı   Labella Lens   fiskos sehpa   Kokteyl Masası Kiralama   youtube izlenme satın al   takipçi satın al   forma yaptırma   kamagra jel   istanbul evden eve nakliyat   KaradagdaSirket.com   Akay Yangın   Rize Avukat   www.dmsauto.com.tr   takipçi satın al   Guide of Dubai   Buy Followers   Çiçek Yolla   Bayz Tasarım   yabancı dizi izle   takipçi satın al   Snus Satın Al   Ankara Avukat   Uzun Dönemli Araç Kiralama   Balıkesir Web Tasarım   ÇTSO Seçim   Eksper Raporu Sorgulama