Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
otelkilidi.jpg
labella lens
Filiz Aküzüm

“Çağımızın Sosyal Vebası Boşanma”

ÇAĞIMIZIN  SOSYAL  VEBASI BOŞANMA

Evlilik çiftlerin hukuki çerçeveler içerisinde anlaşarak aynı çatı altında yaşama adına imzaladıkları bir ahittir. Boşanma ise tarafların kendi istekleri doğrultusunda bu birlikteliği yine yasal sınırlar içerisinde sonlandırmasına denir. Evlilikler kadar boşanmalar da doğal sıradan bir görünüm kazanmış durumda artık modern çağımızda. çünkü eskiden boşanma olayı aile ve toplum içerisinde  hoş karşılanıp tasvip edilen bir durum değil iken şimdilerde evliliğin çıkmaza girdiği durumlarda aileler uzlaşmacı bir tutum sergilemek  yerine ‘’sonuna kadar arkandayız bırak sürünsün deyip’’ bu soruna dahil olmanın yanı sıra çıkan tartışmaların tuzu ,biberi olarak ayrı bir tat ve renk katarak sorunun  neredeyse uluslararası bir boyut kazanmasında  etkin rol olmaktadırlar.  Sorunlar,aile içi şiddet,tartışmalar  devam ederken bazen ortak bazen de bireysel olarak  alınan anlık kararlarla birliktelikler noktalanabilmektedir.Hep kafaları kurcalayan,merak edilen bir konu olmuştur evlilik sorunu ” İnsanlar niçin evlenir , evlenmek zorunda bırakılır ya da kendini evlenmek zorundaymış gibi  hisseder?”

Gerçekten yaşamımızda var olması zorunlu olan bir koşul olduğu için mi evleniriz yoksa toplumsal normların baskısıyla mı kendimizi evliliğe karşı zorunlu  hissederiz? Neslini devam ettirme dürtüsü mü  belli bir yaştan sonra derdini  paylaşabileceği birine ihtiyaç duyma ,yalnız kalma korkusunu yenme isteği mi yoksa kimsesiz kalınca akrabalar tarafından’’  kızım belli bir yaşa geldin bizde yaşaman bu saatten sonra caiz değil anan-baban yok  artık çerağ çıkaralım seni ’’ diye evliliğin zorunlu bir  koşul olarak öne sürülmesi midir insanı evlilik yapmaya iten nedenler? tabii olarak buna niceleri de eklenebilir .Maalesef evlilik  günümüzde gittikçe önemini yitiren bir kurum halini almış  durumda. Birçok insanın kaçmak istediği,tahammülsüzlüğün had safhada olduğu,acı veren,huzur bozan, bir an önce sonlandırılmasını istedikleri bir ilişki türü olarak toplumda varlık  göstermeye başlamasına rağmen hala   en çok arzulanan ,tekrarlanan olaydır evlilik. Nedense   sadakatle 40-50 yıl süren evlilikler günümüzde yok denecek kadar az olmakla beraber  çevremizde mutlu,huzurlu diyebileceğimiz sağlam temellere dayalı  evliliklere emsal göstermek bile  bir elin parmak sayısını geçememektedir.  Evlilik problemleri  daha ilk aylardan bırakın ayı daha ilk günlerden ortaya çıkmakta ve sebepleri herkes için envai çeşit olduğu kadar herkes kendince haklı olup  birbirine ağır ithamlarda bulunur. Bunlara bazen gelin, kaynana çatışması da dahil olunca işin, ilişkinin rengi daha farklı bir boyut kazanır . Ne yazık ki! artık kitaplara konu olan Pencereden mendil atmalar,mektuplaşmalar,kapıdan,pencereden bakışmalar, sevdiğinin  askerden döneceği günü özlemle beklemeler,uykusuz kalışlar,acaba o da beni düşünüyor mu,şu an da ne yapıyor? diye yatağında kıvranmalar,uzak kaldığında gecenin bir vakti kalkıp bahçede sessizce dolaşmalar,deniz kenarında kaçamak buluşmalar,derin düşüncelere dalıp sigara yakmalar,ortak arkadaşlarla hediye yollamalar,başlık parasının tamamlanacağı günü beklemeler, sevdiğinin geleceği günün akşamı içi içine sığamayıp sabırsız beklemeler, cep telefonu,bilgisayar gibi teknolojik aletlerin gelişmediği dönemlerde telgrafın,ev telefonların başında ebeveynler görmesin bir bahaneyle ah bir dışarı çıksalar da sesini duyayım diye heyecandan yerinde duramamalar,sevdiğini görebilme bahanesiyle kapı önünde volta atmalar maalesef Türk sinemalarına özgü bir kare olarak hatırlarda yerini aldı.Tüm bu güzel duygular,leylalar artık sanal aleme taşındı buna bir de kadınların iş hayatına girmesi de eklenince evlilik katlanılacak bir durum olmaktan çıktı ve netice itibariyle 3-5 yıl içerisinde çökmeye başladı.Günümüz toplumlarında sosyal yaşamın ,kültürel değişmenin ve ahlaki yapının yozlaşması  nedeniyle çiftler belli bir dönem sonra flörtlük döneminde yaşadıkları heyecanı bulamamakta ve evlendiklerinin daha ilk aylarında memnuniyetsizliklerini dile getirmekte’’ah keşke evlenmeseydim ,kızım  ya da oğlum aklın varsa evlenme’’ diye yakınmaktadırlar. Tabi bu sorunun cevabı kadın ve erkeklerin bakış açılarına göre şekil almaktadır.Erkekler daha çok evliliğin özgürlükleri kısıtlayan gece geç saatlere kadar dışarıda kalamamaktan,maça gidememekten,birada yaşamadan kimseyi  daha iyi tanımayacaklarından ,evliliğin heyecanı,aşkı öldürdüğünden,akşam eve geldiğinde yemeğin hazır olmadığını,asık suratla karşılaştıklarını,sürekli kendileriyle tartışılmasından ,eşlerinin eskisi gibi çekici olamamasından ,dırdırcı olmalarından,temizlik hastası olmalarından yani evdeki lavabo ,banyoyu temizlendikten sonra eşlerinin lavaboya,banyoyu girmelerine izin vermemesinden şikayet ederken ,kadınlar ise sürekli ev işleriyle,çocukla,yemekle,ütü,çamaşır yıkamakla uğraşmaktan  eşlerinin kendilerine yeterince zaman ayırmaması ve geçim sıkıntısından  tefal gibi her şeyi iyi düşünememelerinden,evlilik yıldönümü,doğum günü, sevgiler günü  gibi özel günlerin hatırlanamamasından,çiçek alacak ince ruhtan yoksun ,kaba olmalarından ,evdeyken bile  maça  daldıklarından,aldıkları yeni elbiseyi,saçına yaptırdıkları boyayı fark edememelerinden duymak istedikleri iltifatın yerine’’ ee fena değil diye geçiştirmeler,burun kıvırmalar git başımdan ya maç izliyorum’’ diye çıkışmalara ,’’balkona çıkma,perdeyi aralama’’ diye tartışıp kıskançlık krizine girmeleri,cimrilik,sordukları sorulara cevap alamamak gibi durumlar kadınları çileden çıkarmakla beraber aile içerisinde yeteri kadar paylaşımın olmadığını,anlaşılamamanın,çocuğa ,eve yeteri kadar ilgi duyulmamasından,eşlerinin bilgisayarın başında başkalarıyla chatleşir halde  gören ,aldatıldıklarını farkına varınca  çileden çıkmakta  bu da yuvalarının ,birlikteliklerinin köküne dinamit yerleştiren ,onlara boşanmanın kapılarını açan , evde tava , tencere , terlik ve bin bir hakaretin havada uçuşup soluğu mahkeme salonlarında almalarında  en önemli sebepler olarak sıralanabilir. Öte yandan evlenmek istemedikleri için sırf başlık parası için kendisinden yaşça büyüklerle evlendirilenler ise bu modern toplumun en masum ,en ezilen kategorisinde yer aldıkları yetmiyormuş gibi 40 yıl öncesinde kalan aile geleneklerine göre yaşamlarını sürdürmekteler .iç güveysi olarak girdikleri bu yeni yaşamda hem kendi hem eşinin hem çocuklarının hem de kaynana-kayınbaba ve kayınbiraderlerinin hizmetini görmenin yanında sabah erken kalkıp hayvanların bakımını yapmak,bahçeyi sulayıp,zararlı otlardan temizlemek,ekmek pişirme,kahvaltı hazırlamakla da mükelleftirler kısacası beraber  yaşadığı insanları hep memnun etmek zorundadırlar  etmedikleri taktirde ağır yaptırımlarla karşılaşmak yetmiyormuş gibi yaşamak zorunda olduğu küçük evde kendi özelini yaşama,istediği saatte uyuma,istediği saatte dışarı çıkma,arkadaşlarıyla,ailesiyle görüşme ,konuşma,eleştirme gibi bir şansa da sahip olamamaktadır.Bir diğer kategoriyi ise ‘’dilber çağında sevilir,demir tavında dövülür’’  diye herkesçe çok iyi bilinen bu eski atasözümüz temsil eder belli bir yaşa gelmiş insanların tabi bu yaş sınırı eskiden 15-16 iken günümüzde eğitim seviyesinin yükselmesi,sosyal yaşamın farklı bir boyut kazanmasıyla 30-35’lere kadar yükselmiş herkes kendi mantığına,düşüncelerine,aile kültürüne yakın birileriyle yaşamını birleştirmeyi tercih ederken diğer kesim ise evde kalma korkusu  toplumsal baskı nedeniyle kendini evlilik yapmaya zorunlu hisseder .Bu evlilikler dışında sıralayabileceklerimiz arasındaki bir diğer tür ise siyasi amaçla yapılan soya soy ,zenginlik katma amacıyla yapılan evliliklerdir.bu evliliklerde ise aşk unsuru eksik daha çok aile büyüklerinin,bey,paşa,kralların,ağaların,almış olduğu kararlar ekseninde gerçekleşmektedir.Velhasıl evlilik ciddi bir müessese olmaktan ziyade katlanılması,sorumluluğunun yüklenilmesi ağır olan bir yaşam biçimidir çünkü bekarlık dönemimizde sadece kendi yaşam ve davranışlarımızdan sorumlu iken evlendikten sonra kendi yaşamımızdan değil birkaç insanın yaşamından,düzeninden de sorumlu olmuş oluruz  buna çocuğun yetişmesi,ahlaki açıdan eğitimi,bakımı  sevginin de bundan nasibini alıp  kaça bölündüğünü de ekleyebilir  buradan da şu sonuca ulaşabiliriz sağlıklı nesiller sağlıklı ailelerden ,güçlü toplumlar da ancak sağlıklı,dışa dönük, demokratik,sağlam temellere dayalı,birbirine bağlı ailelerden oluşur.

Filiz AKÜZÜM

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

   Kurumsal SEO Ajansı    Snus İstanbul    Labella Lens    fiskos sehpa    Smm panel    Kokteyl Masası Kiralama    youtube izlenme satın al    takipçi satın al    forma yaptırma    kamagra jel    istanbul evden eve nakliyat    KaradagdaSirket.com       www.dmsauto.com.tr    takipçi satın al    Guide of Dubai    Buy Followers    Çiçek Yolla    Bayz Tasarım    yabancı dizi izle    takipçi satın al    Snus Satın Al    Ankara Avukat    Uzun Dönemli Araç Kiralama    Balıkesir Web Tasarım    Akay Yangın