
Neden Erteleriz, Neden Yapmayız?
Hayatlarımızda yapmak istediğimiz ya da yapmamız gerektiğini bildiğimiz nice iyilik, sorumluluk ve görev vardır. Erkek kadın, yaşlı genç, zengin fakir, alim cahil demeden hemen hemen neredeyse tüm insanlığın muhataplığını yaptığı bir durumdur bu. Kabul edersiniz ki hayatımız her daim yaptığımız plan ve programlar dahilinde de sürmemektedir. Herkesin ayrı ayrı engelleri olmasına karşın çoğu zaman yapmayı istediğimiz/düşündüğümüz/planlamaya gayret ettiğimiz bu işlerin önünde tek bir engel durur. O da bahanelerimizdir. Niyet ederiz ama harekete geçmeyiz. Biliriz ama uygulamayız. Hissederiz ama görmezden geliriz. Peki neden? Bizi bağlayan şey ne? Yani bizi hareket ettirmeyen şey ne? İşte, o şey/şeyler aslında bahanelerimizdir. Tabi bunun da ortaya çıkması da belirli bir psikolojik dünyanın veya bakışın/çerçevenin dahilinde kendini gösterir.
Kaleme aldığımız bu konu, özellikle en çok iyiliğe/iyilik yapmaya, iyi bir insan ve vatandaş olma, iyi bir eş, evlat, kardeş, anne, baba, arkadaş, dost ve hemen hemen tüm insanların kendini iyilikten alıkoyan bu bahaneyi üretme mekanizmalarını psikolojik açıdan analiz ederek sizlere sunacağız.
Bahane Nedir, Neden Üretilir?
Bahane, kişinin bir davranışı yapmamasını haklı göstermek için öne sürdüğü gerekçe/gerekçelerdir. Bazen gerçek dışıdır, bazen abartılı. Bazen doğru değildir, bazen doğruya yakın. Ama bu bahaneler arkasına sığınma, kaçma, adına ne derseniz deyin, ortaya atılan fikir ve söylemlerin çoğunlukla kişinin içsel huzurunu korumak için kullanıldığını görürüz. Kötü biri olmak istemeyen insan, kendi gözünde “iyi” kalmak için bir yol bulmalıdır: ya yapacak ya da yapmamasını mazur gösterecektir. Tümüyle kişinin olgunluk, duyarlılık ve kendisiyle olan münasebetlerinden kaynaklı davranışları sergilerler.
Yakın Tarihli Bir Teori: Bilişsel Çelişki Teorisi
Geçenlerde bu konu üzerinde psikolog arkadaşımla konuşurken Amerikalı psikolog Leon Festinger’den söz etti. Bu psikoloğun 1957 yılında ortaya koyduğu “Bilişsel Çelişki Teorisi”yle (Cognitive Dissonance) kaleme aldığımız bu durumu açıklayabiliriz. Festinger’ın bu teorisine göre, bir kişinin düşünceleri ile davranışları arasında uyumsuzluk varsa, bu çelişki onu psikolojik olarak rahatsız eder. Bu rahatsızlık da iki şekilde çözüme kavuşabilir: Ya davranış değiştirilir (yani gerçekten yardım edilir, iyilik yapılır) ya da düşünce değiştirilir veya bahane üretilir:
– “Ben yardım etmek isterdim ama vaktim yoktu.”
– “Sadaka vermek isterdim ama benden daha çok ihtiyacı olanlar vardır.”
Bunları söylemek/ileri sürmek, kişinin kendine karşı duyduğu vicdani baskıyı hafifletmek için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Tümüyle benliği, bilinç düzeyini rahatlatmaya yöneliktir. Hı, kendinden kaçabilir mi? Kendini kandırdığını reddedebilir mi? Bana kalırsa “hayır” derim. Neden mi? İnsan, ne yaparsa yapsın en nihayetinde kendisiyle baş başa kaldığında, doğru olan şeyi illa ki kendisine ikrar edecektir. Kimden kaçarsanız kaçın ama Allah’tan kaçamazsınız, O’nu kandıramazsınız ve kendinizi, kendi yalanlarınıza, bahanelerinize inandıramazsınız.
Bahane ile Erteleme Arasındaki Bağ
Bahane üretmek çoğu zaman ertelemenin hizmet eridir. “Emret Komutanım!” der ve yapar gerekeni! Psikolojide bu duruma “prokrastinasyon” (erteleme hastalığı) denir. Birey bir görevi veya bazı/kimi görevlerini/yapacaklarını erteler durur. Çünkü:
*Yeterince motive olmayabilir,
*Başarısız olma korkusu taşıyabilir,
*Mükemmeliyetçilik baskısı yaşayabilir,
*Ya da ahlaki yükten kaçmak isteyebilir.
Erteleme devam ettikçe vicdan sesi azalır, duyarsızlık başlar, “iyilik” sıradanlaşır.
Nefis ve Vesvese ile Psikolojik Uyum
Dini metinlerde geçen şeytanın vesvesesi ile psikolojideki bahane üretme süreci birbirini destekler. Din, iyiliğe niyet edip yapmayanı uyarırken; psikoloji de bu durumun içsel inkâr ve kaçınma davranışı olduğunu ortaya koyar. Bu da gösteriyor ki, insanın iyilikten uzaklaşmasının arkasında sadece dış engeller değil, zihinsel savunmalar ve nefsin sesi vardır.
Peki, Çözüm Önerileri Nelerdir? Bahanelerden Nasıl Arınabiliriz?
Birkaç basit noktalara karşı göstereceğimiz duyarlılık/duyarlı davranış sergileyerek bahanelerden sıyrılabiliriz. Onları da şöyle sıralayabiliriz:
A-Küçük adımlarla başla: Bahane üretmek yerine küçük de olsa bir adım at.
B-Sorumluluk duygusunu besle: “Yapmazsam vicdanım rahatsız olur” bilincini canlı tut.
C-Kendini sorgula: Gerçekten mi imkânsız, yoksa bahane mi?
D-İç diyaloğu fark et: “Ama…” ile başlayan düşünceleri gözlemle, yaz, yüzleş.
E-Harekete geçmek için ertelemeyi bırak: Vicdanın talebi, şimdi ve buradadır.
Yani Diyebiliriz ki Bahane, Vicdanın Sessiz Katilidir
Bahaneler, kalbin hakikatiyle aklın bahanesi arasına örülmüş sessiz duvarlardır. Psikoloji de din gibi bizi uyarır: Bahane üretmek, içsel adaleti bozar. Gerçek iyilik, ne zaman gelirse gelsin, “ama”sız, “yarın”sız, “belki”siz yapılmalıdır.
Unutmadan şu sözümüzü tekrar etmek istiyorum: “İnsanoğlu vicdanıyla yükselir, bahaneleriyle kayar.”
Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN / Eğitimci-Sosyolog