
Yaşımız, cinsiyetimiz, milliyetimiz, maddiyatımız ve bize verilenler ile verilmeyenlerin tamamı aslında bizlere emanettir. Bunu kabul edenler olduğu gibi reddedenler de mevcuttur. Neyin, ne kadarı olursak olalım bizi bekleyen bir gerçek var ki o da davetiye göndermeden karşımıza dikiliverecektir. Nedir bu davetsiz gelen? Hatta birçok insanın da hiç beklemediği, beklemek istemediği, hatırlamak dahi istemediği gelecek olan gerçek nedir? Tabii ki bu gelecek olan şey ölümdür. Yüzü soğuk, ismi soğuk ama varlığı da yine birçok kimseye, inanana da vuslatın kapı aralığıdır.
Ölüm, insan hayatının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bu gerçeği kabul etmek, kişinin dünya hayatındaki baş belaları olan kibir ve gururunu törpülemeye büyük bir gerçek çare, yardımcı bir rehber ve kılavuzudur. Allah’ın kullarından razı olduğu tek hak din olan İslam dini emirlerinde, dünya hayatının geçici olduğuna ve ahiret hayatının asıl yurt olduğuna sıkça dikkat çeker. Bu bağlamda, bu geçicilikte ve bu emanetçilikte, insanın ölüm sonrası durumu/hayatı üzerine düşünmesi ve doğru olana yönelmesi, bunda sabit kalması ve bu teslimiyette azmetmesi, dünya nimetlerine ve makamlarına fazla kıymet vermemesini telkin eder, hatırlatır.
Her şeyi yoktan var eden ve hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm mahlukatlarını rızıklarını veren Allah’ın biz kullarına emrettiği İslam’da ölüm, sadece bedensel bir son olmayıp, aynı zamanda ruhsal ve sonrasında Allah’ın takdiri ile gerçekleşecek olan ebedi bir hayatın başlangıç noktası olarak görülür. Kur’an-ı Kerim’de, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut, 29/57) ayeti, bu geçici dünyada her canlının bir gün öleceğini ve esas yurdun ahiret olduğunu hatırlatır.
İnsan, hayatı boyunca ne kadar bakımlı ne kadar hijyenik ve bazen de kendi dışındaki kimselere tiksinerek baksa bile ne kadar zengin veya ne kadar itibarlı olursa olsun, ölümle birlikte tüm bunları kaybedecektir. Ruhu kabzedildiğinde, ruhu bedeninden ayrıldığında bedeni, ölümle birlikte çürümeye başlar ve zamanla yok olur. Hemen hatırlatalım; bedenin çürümesi peygamberlerin bedenleri, şehitlerin ve Allah’ın takdir ettiği kimi evliya kulların bedenlerini kapsamamaktadır. Ölüm gerçeği, insanın dünya hayatındaki kibir ve gururunun anlamsızlığını gösterir. Peygamber Efendimiz Aleyhisselam bir hadisi şerifinde mealen şöyle buyurmuştur: “Kendini beğenmişliği ve kibri bırakın. Hiç şüphesiz sizler, çürüyüp kokacak cesetlersiniz.”
Ölümden sonra bedenin çürümesi ve kokması, insanın dünya hayatındaki geçici statüsünün ve güzelliğinin hiçbir değerinin olmadığını gösterir. İnsanın bu dünyada sahip olduğu/olabileceği her şey, ölümle birlikte yok olacaktır ve kendisinde sadece yaşadığı süre içerisinde ahiret hayatı için yaptığı iyi ve kötü ameller kalacaktır. Bu nedenle, İslam dini, insanın dünya hayatında kibir ve gururdan uzak durmasını, tevazu ve alçakgönüllülükle yaşamasını emreder.
Bu bakış açısına, ölümün ve sonrası durumu hatırlayan kimseler, kendisini dünya hayatındaki maddi ve geçici şeylere fazla bağlamaktan alıkoyar. Aynı zamanda, kendisini daha merhametli, daha alçakgönüllü ve daha iyi bir insan olmaya zorlar. Dünya hayatındaki geçici güzellikler ve statüler, ölümle birlikte hükümsüz hale gelir. Ancak, ahiret hayatı için salih amelleri yapan, Allah’ın emrettiği helal ve haram hassasiyetleri gözeterek yaşayan, bu alemin misafirhane olma özelliğini idrak ederek, bu misafirlikte iyi ameller ve güzel davranışlar sergileyip yaşayan kimseler sonsuz ve kalıcı hayatın talipleri olurlar.
Sonuç olarak, parfüm ve kokulara, bakım ve temizliğe, dünya hayatındaki süs ve ışıltılı yaşama önem veren, gerisini önemsemeyen kimseler isteseler de istemeseler de ölüm ve sonrasındaki çürüme ve kokuşma gerçeğinin muhatapları olacaklardır. İşte bu muhataplıkta, İslam dini, bu gerçeği Allah’a iman edip emirleri istisnasız kabul eden, insanlara karşı daha bir alçakgönüllü, merhametli ve iyi ameller işleyerek misafirliğini tamamlayacak olan kâmil müminleri de müjdeler. Bu müjdeye nail olan, müjdenin gerekliliğini yerine getiren müminler dünya hayatındaki güzelliklerin ve zenginliklerin geçici olduğunu bilerek, daha derin ve anlamlı bir yaşam sürmeye yönelirler. Nasibi alanlardan/olanlardan olmamız duasıyla.
Kalın sağlıcakla…
Gökmen CAN / Eğitimci Sosyolog