BİR FOTOĞRAF KARESİNDEN İFTİRA ÜRETMEK BU KADAR KOLAY MI?
Bugün sosyal medyada karşıma çıkan bir paylaşım beni hem üzdü hem de düşündürdü.
Yaklaşık altı ay önce Kahramanmaraş’ta, acılı bir ailenin taziyesinde çekilmiş bir fotoğraf yeniden dolaşıma sokulmuş.
Bir fotoğraf karesi…
Sadece birkaç saniyelik bir görüntü…
Ama o görüntünün üzerine koca bir hikâye kurulmuş.
“Bilal Erdoğan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in elini sıkmadı.”
Ardından başka yorumlar…
“Aralarında soğukluk mu var?”
“Bakan neden böyle duruyor?”
Ve daha neler neler…
Burada insan gerçekten sormadan edemiyor:
Bir fotoğraf karesi üzerinden insanları birbirine düşürmek bu kadar kolay mı?
Ben 30 yıldır gazetecilik yapıyorum.
İstihbarat servislerinde çalıştım, adliye ve polis muhabirliği yaptım. Nice olay gördüm, nice fotoğrafın arkasındaki gerçeği araştırdım.
Meslekte öğrendiğim en önemli şeylerden biri şudur:
Bir görüntü gördüğünüzde hemen hüküm vermeyin. Önce görüntünün hikâyesini araştırın.
Çünkü fotoğraf bazen gerçeğin kendisi değil, gerçeğin yalnızca bir saniyesidir.
Kahramanmaraş’taki olayın merkezinde bir siyasi tartışma yoktu.
Orada bir acı vardı.
Bir öğretmen vardı.
Ayla Kara…
Öğrencilerini korumaya çalışırken hayatını kaybetti.
Geride gözü yaşlı bir aile, acılı yakınlar ve tarifsiz bir yas bıraktı.
İnsanların o eve gitme amacı, bir aileye başsağlığı dilemekti.
Şimdi aylar sonra o taziye evinde çekilmiş bir görüntüyü alıp başka bir anlam yüklemek bana göre üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir durum.
Çünkü taziye evi siyasi polemik meydanı değildir.
Orası acının evidir.
Orası insanların birbirine başsağlığı dilediği yerdir.
Orada bir insanın elini nasıl tuttuğundan, başını nasıl eğdiğinden, ellerini nasıl bağladığından siyasi sonuçlar çıkarmak için çok daha güçlü bir kanıta ihtiyaç vardır.
Gelelim fotoğrafa…
Görüntüde Akın Gürlek’in ellerini önde bağladığı görülüyor.
Buradan “el pençe durdu” anlamı çıkarılıyor.
Peki neden?
Bir insanın taziye evinde ellerini önde bağlaması neden mutlaka karşısındaki kişiye yönelik bir davranış olarak yorumlanıyor?
Belki taziyenin gereği.
Belki bulunduğu ortama duyduğu saygı.
Belki o anki duruşu.
Bunu fotoğraf bize söylemiyor.
Daha da önemlisi, dönemin haberlerinde Bilal Erdoğan ile Akın Gürlek’in aynı ziyaret kapsamında birlikte olduklarına ve Gürlek’in taziye yerine daha önce gelerek aile fertleriyle Bilal Erdoğan’ı tanıştırdığına ilişkin bilgiler yer aldı.
O halde ortada yeni bir karşılaşma varmış gibi yalnızca bir saniyelik görüntü üzerinden “elini sıkmadı” başlığı oluşturmak, en azından olayın bütününü kamuoyuna sunmayan eksik bir anlatım oluşturur.
Gazetecilikte bunun adı araştırmak değildir.
Gazetecilik, görüntünün öncesini ve sonrasını da araştırmaktır.
Bugün sosyal medyada en büyük tehlikelerden biri de budur.
Bir fotoğraf…
Bir cümle…
Bir iddia…
Sonra binlerce paylaşım.
İnsanlar çoğu zaman haberi okumadan başlığa inanıyor.
Videonun tamamını izlemeden yorum yapıyor.
Fotoğrafın ne zaman çekildiğini araştırmadan hüküm veriyor.
Ve birkaç dakika içinde gerçek ile yorum birbirine karışıyor.
İşte ben buna itiraz ediyorum.
Kimseye “Şunu düşün, bunu düşünme” demiyorum.
Herkes istediği siyasi görüşe sahip olabilir.
Herkes bir siyasetçiyi eleştirebilir.
Herkes bir kamu görevlisinin davranışını sorgulayabilir.
Ama eleştiri başka şeydir, kanıtlanmamış bir iddiayı gerçekmiş gibi sunmak başka şey.
Bir de işin vicdan tarafı var.
Bunu özellikle söylüyorum.
Çünkü söz konusu olan sıradan bir fotoğraf değil.
Bir taziye evinden alınmış bir görüntü.
Bir ailenin en acılı günlerinden biri…
Ayla Kara’nın ailesi evlatlarının acısını yaşarken, orada bulunan insanların davranışlarını aylar sonra siyasi tartışmanın malzemesine çevirmek gerçekten doğru mu?
Ben buna vicdanen de itiraz ediyorum.
Bırakın bari acının olduğu yerde acı konuşsun.
Bırakın taziye, taziye olarak kalsın.
Her fotoğraftan kavga çıkarmaya, her görüntüden siyasi mesaj üretmeye, her saniyeden yeni bir hikâye yazmaya çalışmayalım.
Çünkü toplum zaten yeterince gergin.
İnsanların birbirine güvenmeye ihtiyacı var.
Gazetecinin görevi de bu güvensizliği büyütmek değil, mümkün olduğunca gerçeği ortaya koymaktır.
Ben bugün Akın Gürlek’i veya Bilal Erdoğan’ı savunmak için bunları yazmıyorum.
Ben gazeteciliği savunmak için yazıyorum.
Çünkü yarın aynı yöntem başka bir insan için kullanılır.
Bugün bir fotoğraf üzerinden birileri hedef alınır.
Yarın başka bir fotoğraf üzerinden başka insanlar…
Sonra herkes birbirine “Yalan söylüyorsun” demeye başlar.
Peki gerçek nerede kalır?
İşte benim asıl korkum bu.
Gerçeğin, sosyal medyanın gürültüsü içerisinde kaybolması.
Gazetecilik; en yüksek sesi çıkarmak değildir.
Gazetecilik, herkes bağırırken gerçeği aramaktır.
Bir fotoğraf karesine bakıp hikâye uydurmak kolaydır.
Zor olan, o fotoğrafın çekildiği günü, saati, ortamı, olayın öncesini ve sonrasını araştırmaktır.
Zor olan “Ben bunu paylaşmadan önce gerçekten doğru mu?” diye sormaktır.
Zor olan, kendi siyasi düşüncemize uymayan bir gerçek karşısında bile gazetecilik yapabilmektir.
O yüzden buradan sosyal medyada paylaşım yapanlara bir çağrım var:
Bir fotoğrafı paylaşmadan önce bir dakika durun.
Sorun:
Bu fotoğraf ne zaman çekildi?
Nerede çekildi?
Öncesinde ne oldu?
Sonrasında ne oldu?
Fotoğrafta görünmeyen ne var?
Ve en önemlisi:
Ben bu fotoğrafa gerçeği mi yüklüyorum, yoksa kendi yorumumu mu?
Çünkü bir fotoğraf karesi insanları hedef göstermek için kullanılabilecek kadar güçlü bir araçtır.
Ama aynı fotoğraf, doğru bağlamıyla birlikte verildiğinde gerçeğin anlaşılmasına da yardımcı olabilir.
Tercih bizim.
Son sözüm gazetecilere…
Başlık atmak kolaydır. Gerçeği araştırmak zordur.
Bir insanın el sıkıp sıkmadığını saniyeler içinde yazabilirsiniz.
Ama o el sıkışmanın neden gerçekleşmediğini anlamak için olayın tamamını bilmeniz gerekir.
İşte gazetecilik tam olarak burada başlar.
Ben 30 yıllık meslek hayatımda şunu öğrendim:
Fotoğrafı değil, hikâyeyi araştır.
Sözü değil, gerçeği takip et.
Kalabalığın sesine değil, kanıtın sesine kulak ver.
Çünkü sosyal medyada bir yalan saniyeler içinde milyonlara ulaşabilir.
Ama gerçeğin kendisine ulaşmak bazen yıllar sürebilir.
Ve unutmayalım:
Bir insanı bir fotoğrafla yargılamak kolaydır.
Asıl gazetecilik, o fotoğrafın arkasındaki gerçeği bulmaktır.
Ferhat Canbey / Gazeteci






















YORUMLAR