Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
otelkilidi.jpg
labella lens

Çocuğa En Önemli Hediye: Hata Yapabilme Cesareti

Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi konu hakkında önemli bilgiler verdi.

Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi konu hakkında önemli bilgiler verdi.

Çocuğa En Önemli Hediye: Hata Yapabilme Cesareti

Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi konu hakkında önemli bilgiler verdi.
 
Her çocuğun, olduğu hâliyle kabul edildiğini hissedebileceği bir ortama ihtiyacı vardır. Kabul görmek, çocuğun her davranışının onaylanması anlamına gelmez. Çocuğun hata yaptığında, başarısız olduğunda, zorlandığında ya da beklentileri karşılayamadığında da değerini kaybetmediğini bilmesidir. Çünkü çocuk, kendisiyle ilgili ilk düşüncelerini ailesinin bakışlarından oluşturur.
 
Sevginin başarıya, uyuma, sessizliğe ya da kusursuz davranmaya bağlandığı ortamlarda büyüyen çocuk, zamanla “Olduğum hâlimle yeterli değilim” düşüncesini geliştirebilir. Çocuklukta oluşan bu düşünce; kusurluluk, değersizlik ve sürekli onaylanma ihtiyacı gibi erken dönem şemaların temelini oluşturabilir. Çocuk, kabul edilmek için daha başarılı, daha kontrollü, daha uyumlu ya da daha görünmez olması gerektiğine inanabilir.
 
Bu çocukların bir kısmı mükemmeliyetçi bir yapıya yönelir. Kendilerini sürekli inceler, hatalarını büyütür ve başarılarını yeterli görmezler. Sosyal ve akademik yaşamda yoğun performans kaygısı yaşayabilirler. Bir işi iyi yapmanın ötesinde, hata yapmamaya çalışırlar. Çünkü hata onlar için yalnızca yanlış bir sonuç değil; eleştirilmek, yetersiz görülmek veya sevgiyi kaybetmek anlamına gelebilir.
 
Bazı çocuklar ise kaçınmayı öğrenir. Başarısız olma ihtimalinin bulunduğu durumlara hiç girişmez, yeni deneyimlerden uzak durur ve kendisini göstermekten çekinir. Böylece “Ya en iyisini yapmalıyım ya da hiç başlamamalıyım” biçiminde işleyen katı bir düşünce yapısı oluşabilir. Mükemmeliyetçilik ile kaçınma birbirinden farklı görünse de çoğu zaman aynı korkudan beslenir: Yetersiz bulunma korkusundan.
 
Çocuğu korumak amacıyla onun yerine sürekli karar vermek, bütün sorunlarını çözmek veya yaşayabileceği her olumsuz sonucu ortadan kaldırmak da gelişimini sınırlandırabilir. Çünkü çocukların, yaşlarına uygun ölçüde kendi seçimlerini yapmaya ve seçimlerinin doğal sonuçlarıyla karşılaşmaya ihtiyaçları vardır.
 
Bu, çocuğu yalnız bırakmak ya da zorlanmasını görmezden gelmek değildir. Aksine, yanında durarak deneyim kazanmasına izin vermektir. Çocuk bir hata yaptığında hemen müdahale etmek yerine, “Sence burada ne oldu?”, “Bir dahaki sefere neyi farklı yapabilirsin?” ve “Bunu nasıl çözebiliriz?” gibi sorularla düşünmesine alan açılabilir. Böylece çocuk yalnızca doğru cevabı öğrenmez; doğruya nasıl ulaşacağını da öğrenir.
 
Kendi kararlarının sonuçlarını göremeyen çocuklar, risk almayı, denemeyi ve yanılmayı yeterince deneyimleyemezler. Hayatları boyunca neyin doğru olduğunu başkalarının sınırlarına, kararlarına ve beklentilerine bakarak anlamaya çalışabilirler. Kendi ayak izlerini oluşturmak yerine başkalarının ayak izlerini takip ederler.
 
Bu durum yetişkinlikte çekingenlik, kararsızlık, yoğun güvence arayışı ve dışarıdan onay almadan harekete geçememe şeklinde görülebilir. Kişi garanti sonuçlar ister. Belirsizlik karşısında yoğun kaygı yaşar. Başarılı olacağından emin olmadığı sürece bir işe başlamaz, bir ilişkiye adım atmaz veya kendi kararının sorumluluğunu almakta zorlanır. Böylece yaşam, kişinin kendi seçimlerinden çok başkalarının çizdiği güvenli sınırlar içinde ilerler.
 
Oysa yaşamın büyük bir bölümü belirsizlik içerir. Çocuğu hayata hazırlamak, onun karşılaşabileceği bütün riskleri ortadan kaldırmak değil; risklerle karşılaştığında kendisine güvenebilmesini sağlamaktır. Çocuk, hata yaptıktan sonra yeniden deneyebileceğini öğrenmelidir. Başarısızlığın kişiliğine ait bir kusur değil, gelişimin doğal bir parçası olduğunu deneyimlemelidir.
 
Bir çocuğa geleceğine dair verilebilecek en değerli öğreti, her zaman doğruyu yapması gerektiği değildir. Deneyebilme, yanılabilme, sonucuyla karşılaşabilme ve yeniden başlayabilme cesaretidir. Çünkü öz güven, çocuğa sürekli ne kadar iyi olduğunun söylenmesiyle değil; zorlandığında bir yol bulabildiğini deneyimlemesiyle gelişir.
 
Bu nedenle ailenin temel görevi yalnızca onaylayan ya da reddeden bir otorite olmak değil, çocuğun gelişimine eşlik eden destekleyici bir konumda durabilmektir. Desteklemek, her kararın doğru olduğunu söylemek değildir. Çocuğun karar verebileceğine, hatalarından öğrenebileceğine ve gerektiğinde yeniden deneyebileceğine güvenmektir.
 
Kabul edildiğini bilen çocuk, hata yaptığında kendisini bütünüyle değersiz hissetmez. Desteklendiğini bilen çocuk ise dünyaya çıkmak, yeni şeyler denemek ve kendi yolunu oluşturmak konusunda daha cesur olur.
 
Uzman Klinik Psikolog Aslı Kanizi,” Çünkü bir çocuğun geleceğini belirleyen yalnızca ne kadar başarılı olduğu değil; başarısız olduğunda kendisine nasıl davrandığıdır. Ailenin verebileceği en önemli miras da kusursuz bir yaşam değil, kendi ayak izlerini oluşturabilecek kadar güvenli bir iç dünyadır.”dedi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Esenler Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından düzenlenen
Sıradaki Haber ESENLER’DE DUYGU DOLU BULUŞMA
  Kurumsal SEO Ajansı   Labella Lens   fiskos sehpa   youtube izlenme satın al   takipçi satın al   forma yaptırma   istanbul evden eve nakliyat   KaradagdaSirket.com   Akay Yangın   Rize Avukat   www.dmsauto.com.tr   takipçi satın al   Guide of Dubai   Buy Followers   Bayz Tasarım   yabancı dizi izle   takipçi satın al   Snus Satın Al   Ankara Avukat   Balıkesir Web Tasarım   ÇTSO Seçim   Eksper Raporu Sorgulama   Çelenk Gönder   İstanbul Hurda Fiyatları   

Premium Transfer   Maltepe Sağlık Kabini