<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Meryem Çıldır &#8211; BÖLGE GAZETESİ</title>
	<atom:link href="https://www.bolgegazetesi.com/author/meryemcildir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bolgegazetesi.com</link>
	<description>Gerçek Tarafsız Habercilik</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 00:16:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.6.29</generator>
	<item>
		<title>EĞİTİM AİLESİ YETİM VE ÖKSÜZ MÜ?</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/egitim-ailesi-yetim-ve-oksuz-mu-70768</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/egitim-ailesi-yetim-ve-oksuz-mu-70768#respond</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 11:42:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.bolgegazetesi.com/?p=70768</guid>
		<description><![CDATA[EĞİTİM AİLESİ YETİM VE ÖKSÜZ MÜ? 2 Mart 2026’da İstanbul’da, 14 Nisan 2026’da Şanlıurfa’da ve 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta dehşeti yaşadık maalesef. Tüm Türkiye’nin ciğeri dağlandı… Tek yürek olduk. Çok üzgünüz. Çok tepkiliyiz. Haklı olarak yetkililerimizden buna bir son verilmesini talep ediyoruz. OKUL ÇATISI ALTINDA ŞİDDET MAĞDURU BİR KADIN ÖĞRETMEN 20 Mart 2024’te yani yaklaşık [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>EĞİTİM AİLESİ YETİM VE ÖKSÜZ MÜ?</h1>
<p>2 Mart 2026’da İstanbul’da, 14 Nisan 2026’da Şanlıurfa’da ve 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta dehşeti yaşadık maalesef.</p>
<p>Tüm Türkiye’nin ciğeri dağlandı… Tek yürek olduk. Çok üzgünüz. Çok tepkiliyiz. Haklı olarak yetkililerimizden buna bir son verilmesini talep ediyoruz.</p>
<p><strong>OKUL ÇATISI ALTINDA ŞİDDET MAĞDURU BİR KADIN ÖĞRETMEN</strong></p>
<p>20 Mart 2024’te yani yaklaşık 2 sene önce, okuldaki dersime yetişmek üzere görevlendirildiğim Ali Hikmet Paşa Ortaokulu bahçesine girdiğim sırada bir 7. sınıf öğrencisi tarafından yakın mesafeden omurilik bölgeme ve şah damarıma hasar verecek şekilde ıslak bez futbol topu ile sert atış nedeniyle yaralandım. Dava süreçleri soruşturma onaylarının verilmemesi gerekçesiyle by-pass edildi. Almış olduğum yaraları belki ömür boyu yaşayacağım.</p>
<p>Yaralandığımda üst amirlerimiz ve yakın çevrem tarafından “Büyütüyorsun, çocuk canım, kazadır kaza…” gibi var olan ve kameralarda açıkça görülen bu şok edici bu olay karşısında gereken tedbirlerin alınması için harekete geçilmesi yerine, destek veren birkaç sağduyulu meslektaşım dışında maalesef ki şiddetin yanında duruldu.</p>
<p>O günlerde canımın çok yanmasına rağmen, hakkımda asılsız soruşturmalar açılması ve hukuksuz cezai yaptırımlar uygulanmasına rağmen köşe yazılarımdan canım Türkiye’mi uyarmıştım.</p>
<p>“Ben demiştim.” demek değil bu.</p>
<p>Bakın, tam iki yıl önce, daha henüz görevi başında hiçbir öğretmen arkadaşımız katledilmeden önce…</p>
<p>Sizlerin “çocuk” diye nitelendirdiğiniz suç işleme potansiyeli olan gençler için bunu nasıl organize yapabildiklerini ve cezai yaptırımların bu gelen tehlikeye karşı tedbiren revize edilmesi gerekliliğine defalarca yazılarımda değindim.</p>
<p><strong>TOP HAVAYA, MERYEM ÖĞRETMEN SÜRGÜNE</strong></p>
<p>Sırtım dönük arkamdan boynuma yediğim top sanki havadan başıma düşmüş gibi gösterildi. Hakkımda “Ruhsal sıkıntıları var belli ki” denilip karakterimle alay edilip itibarımla, kariyerimle ve hayatımla adeta bir oyuncak gibi oynandı.</p>
<p>Yetmedi. Memleketim Balıkesir’deki görevimden, zorunlu hizmetim olmamasına rağmen, taaaa İstanbul Esenler’e sürüldüm.</p>
<p>“Yazma, konuşma, intihara sürüklenirsin. Evinde ölü bulunursun!” tehdidi bir okul müdürünün makamında yüzüme savruldu.</p>
<p><strong>SORUMLULAR NEREDE?</strong></p>
<p>Hiçbir öğretmen sorun teşkil etme potansiyeli olan öğrencisi konusunda sessiz kalmaz.</p>
<p>Akran zorbalığı yaptığında bunun yanlışlığını anlamasını sağlamaya çalışır. Okul rehberlik ve psikolojik danışma servisi ve okul idaresine durumu bildirir. Tekrarı durumunda ya da acil müdahale edilmesi gereken hususlar varsa veli bilgilendirmesi yapılır. Gerektiğinde mutlaka istisnasız kolluk kuvvetleri bilgilendirilir ve yasal prosedür başlatılır.</p>
<p>Peki nerede ip kopuyor?</p>
<p>Öğretmenin tutanakları veya kurul toplantılarında çoğunluğun dile getirdiği “problem teşkil eden veya edebilecek davranışları olan” çocuklar için disiplin süreçleri işlemediğinde… Bazen bu süreçlere müdahale edilip suçluların cezasız kalması sağlandığında…</p>
<p>Mesela bana saldıran çocuk şu an nerede? Ne yapıyor? Bir başkasına, daha vahim sonuçları olacak şekilde saldırmaması için ne yapıldı?</p>
<p>Akran zorbalığını herkesin gözü önünde ballandıra ballandıra gerçekleştiren zibidiler için nasıl tedbirler alınıyor mesela?</p>
<p><strong>ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİLERİN GÜVENDE OLMASI GEREKEN OKUL</strong></p>
<p>İki gündür toplumsal sinir uçlarımızla oynanıyor…</p>
<p>Bir okul, öğrenci ve öğretmen öznelerinin yer aldığı cümlelerde asla yan yana bulunmaması gereken “şiddet nesnelerini” ve “dehşet olaylarını” izliyoruz, yaşıyoruz!</p>
<p>Bu nasıl olur?</p>
<p>Koridorda belliki nöbet görevini ifa eden bir hemcinsim meslektaşım gözümüzün önünde, daha 17 yaşındaki öğrencisi tarafından hunharca katlediliyor.</p>
<p>Dehşete kapıldım. Dehşete kapıldık…</p>
<p>“Bu nasıl olur? Bunu nasıl yaparsın?” diye dakikalarca hıçkıra hıçkıra ağladım.</p>
<p>Daha önce okulda kendini en güvende zannettiği görev yerinde saldırıya uğramış bir kadın öğretmen olarak meslektaşımla sanki onunla birlikte, onun yanında, yerde, ben de acı çektim.</p>
<p><strong>“OLAYI TEKRAR YAŞIYORSUN”</strong></p>
<p>Anlatılanları duymaya bile tahammülleri olmayanlar konu hakkında duygularımızı söyleyecek olsak tam da bu cümle ile bizi maniple etmeye çalışıyor: “Olayı tekrar yaşıyorsun. Aaaa çık oradan artık canımmm…”</p>
<p>Bakın. Yaşamazsak ne oluyor: Tüm Türkiye yaşıyoruz. Maalesef.</p>
<p>Suçluları ve sorumlularını korudukça da maalesef daha çok üzüleceğiz gibi görünüyor.</p>
<p>Vefat eden; meslektaşlarım ve canımız öğrencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine baş sağlığı ve yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/egitim-ailesi-yetim-ve-oksuz-mu-70768/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İDAMA HAYIR!</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/idama-hayir-70710</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/idama-hayir-70710#respond</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>
		<category><![CDATA[idam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://www.bolgegazetesi.com/?p=70710</guid>
		<description><![CDATA[İDAMA HAYIR! İdam cezası, günümüzde insanlığın vicdanında giderek daha fazla sorgulanan bir uygulama. Devletin yaşam hakkı üzerinde mutlak bir tasarrufta bulunması, modern hukuk anlayışıyla bağdaşmakta zorlanıyor. Çünkü adalet, yalnızca cezalandırmakla değil; insan onurunu korumakla, hataları telafi edebilme ihtimalini açık tutmakla anlam kazanır. Oysa idam, geri dönüşü olmayan bir karardır. En küçük bir yargı hatasında bile [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>İDAMA HAYIR!</h1>
<p>İdam cezası, günümüzde insanlığın vicdanında giderek daha fazla sorgulanan bir uygulama.</p>
<p>Devletin yaşam hakkı üzerinde mutlak bir tasarrufta bulunması, modern hukuk anlayışıyla bağdaşmakta zorlanıyor. Çünkü adalet, yalnızca cezalandırmakla değil; insan onurunu korumakla, hataları telafi edebilme ihtimalini açık tutmakla anlam kazanır.</p>
<p>Oysa idam, geri dönüşü olmayan bir karardır. En küçük bir yargı hatasında bile telafisi imkânsız sonuçlar doğurur.</p>
<p>Bugün dünyanın birçok yerinde idam cezasının kaldırılması yönünde güçlü bir eğilim var. Bunun temelinde, yaşam hakkının evrenselliği kadar, devletin cezalandırma yetkisinin sınırları üzerine yürütülen derin tartışmalar yatıyor.</p>
<p>Bir insanın yaşamına son vermek, suç ne kadar ağır olursa olsun, toplumsal vicdanda onarılması güç yaralar açıyor. Adaletin amacı intikam değil; toplumu korumak ve insanı yeniden kazanma ihtimalini canlı tutmaktır.</p>
<p><strong>Filistinli Tutsakların Durumu</strong></p>
<p>Bu bağlamda, Filistinli tutsakların durumu da ayrı bir dikkat gerektiriyor. Uzun yıllardır süren çatışmaların gölgesinde, binlerce Filistinli farklı gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumda.</p>
<p>Bu tutsakların bir kısmı, uluslararası hukuk çevrelerinin de eleştirdiği biçimde, adil yargılanma standartlarından uzak süreçlerle karşı karşıya kalıyor. Ailelerinden koparılan, belirsiz sürelerle tutulan ve çoğu zaman insan hakları ihlalleri iddialarına konu olan bu insanlar, yalnızca birer sayı değil; her biri ayrı bir hayat, ayrı bir hikâye…</p>
<p><strong>Filistinli Tutsaklara Özgürlük</strong></p>
<p>Filistinli tutsakların özgürlüğü meselesi, sadece bölgesel bir sorun olarak görülmemeli. Bu, aynı zamanda insan hakları, hukuk devleti ve evrensel adalet ilkeleriyle doğrudan bağlantılı bir konudur.</p>
<p>Bir toplumun güvenliği ile bireyin hakları arasında kurulması gereken denge, ancak şeffaf, adil ve hesap verebilir mekanizmalarla sağlanabilir.</p>
<p>Aksi takdirde, güvenlik gerekçesiyle atılan her adım, yeni adaletsizliklerin kapısını aralayabilir.</p>
<p>İdam cezasına karşı çıkmakla Filistinli tutsakların özgürlüğünü savunmak, aslında aynı temel ilkenin iki farklı yansımasıdır: insan yaşamının ve onurunun dokunulmazlığı.</p>
<p>Bu ilke, coğrafyadan, kimlikten ya da politik görüşten bağımsız olarak herkes için geçerli olmalıdır. Adalet, ancak evrensel olduğunda gerçekten adil olabilir.</p>
<p>Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha fazla ceza değil; daha fazla hukuk, daha fazla diyalog ve daha fazla insanlık.</p>
<p>İdamın gölgesinden uzak, özgürlüğün ve adaletin hâkim olduğu bir dünya mümkün. Bunun için, her birimizin sesini yükseltmesi ve insan haklarını, başlangıç olarak risk altındaki Filistinliler özelinde koşulsuz savunması gerekiyor.</p>
<p><em><strong>Dr. Meryem ÇILDIR</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/idama-hayir-70710/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nezaketin Kaybolan Dili</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/nezaketin-kaybolan-dili-70428</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/nezaketin-kaybolan-dili-70428#respond</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 13:48:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=70428</guid>
		<description><![CDATA[Nezaketin Kaybolan Dili Adab-ı Muaşereti Yeniden Hatırlamak Günümüz dünyasındaki hız, pratiklik ve bireysellik çoğu zaman nezaketin ve inceliğin önüne geçiyor. Oysa “adab-ı muaşeret” dediğimiz görgü kuralları, yalnızca eski zamanların nostaljik bir mirası değil; birlikte yaşamanın en temel harcıdır. Toplumun görünmeyen ama hissedilen düzenidir. Küçük Davranışların Büyük Anlamı Eskiden büyükler, “İnsan insanın aynasıdır” derdi. Bu söz, [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>Nezaketin Kaybolan Dili</h1>
<p><strong>Adab-ı Muaşereti Yeniden Hatırlamak</strong></p>
<p>Günümüz dünyasındaki hız, pratiklik ve bireysellik çoğu zaman nezaketin ve inceliğin önüne geçiyor. Oysa “adab-ı muaşeret” dediğimiz görgü kuralları, yalnızca eski zamanların nostaljik bir mirası değil; birlikte yaşamanın en temel harcıdır.</p>
<p>Toplumun görünmeyen ama hissedilen düzenidir.</p>
<p><strong>Küçük Davranışların Büyük Anlamı</strong></p>
<p>Eskiden büyükler, “İnsan insanın aynasıdır” derdi. Bu söz, adab-ı muaşeretin özünü anlatır.</p>
<p>Çünkü bir toplumda insanların birbirine nasıl davrandığı, o toplumun seviyesini belirler.</p>
<p>Toplu taşımada yer vermek, sıraya saygı göstermek, konuşurken söz kesmemek ya da birine hitap ederken nezaket sınırlarını korumak…</p>
<p>Bunlar küçük gibi görünen ama büyük anlamlar taşıyan davranışlardır.</p>
<p><strong>Modern Hayat ve Nezaket Erozyonu</strong></p>
<p>Ne var ki modern hayatın karmaşası içinde bu incelikler giderek aşınıyor.</p>
<p>Dijital dünyada ortaya saçılan kabalık, gerçek hayata da sirayet ediyor. Sosyal medyada kullanılan sert dil, sabırsızlık ve tahammülsüzlük, gündelik ilişkilerimize de aynı şekilde yansıyor.</p>
<p>Oysa nezaket, yalnızca başkaları için değil, insanın kendi iç huzuru için de gereklidir.</p>
<p><strong>Görgünün Temel Taşı Empati</strong></p>
<p>Adab-ı muaşeretin özü, aslında empati kurabilmektir.</p>
<p>“Ben olsaydım nasıl hissederdim?” sorusunu sormak, pek çok sorunun önüne geçer.</p>
<p>Gürültü yaparken komşuyu düşünmek, trafikte acele ederken başkasının hakkını gözetmek, bir tartışmada haklı olsak bile kırıcı olmamaya çalışmak…</p>
<p>Bunlar birer kuraldan ziyade birer farkındalık ve bilinç meselesidir.</p>
<p><strong>Toplumsal Huzurun Anahtarı Saygı</strong></p>
<p>Toplum olarak çoğu zaman büyük sorunlara odaklanırken, küçük nezaket eksikliklerinin birikerek büyük huzursuzluklara yol açtığını gözden kaçırıyoruz.</p>
<p>Oysa bir selam vermek, teşekkür etmek ya da özür dilemek kadar basit davranışlar bile sosyal atmosferi değiştirebilir.</p>
<p>Özetle, adab-ı muaşeret, modası geçmiş bir kavram değil; aksine her dönemde yeniden hatırlanması gereken bir değerdir.</p>
<p>Medeniyet, teknolojik ilerlemeyle değil, insanların birbirine gösterdiği saygıyla ölçülür.</p>
<p>Belki de yeniden başlamamız gereken yer çok basit: Birbirimize karşı daha nazik, daha sabırlı ve daha anlayışlı olmak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/nezaketin-kaybolan-dili-70428/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNCİ GİBİ BİR SOFRA HAZIRLAMANIN TEMEL ÖZELLİKLERİ</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/inci-gibi-bir-sofra-hazirlamanin-temel-ozellikleri-70308</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/inci-gibi-bir-sofra-hazirlamanin-temel-ozellikleri-70308#respond</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 11:38:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=70308</guid>
		<description><![CDATA[İNCİ GİBİ BİR SOFRA HAZIRLAMANIN TEMEL ÖZELLİKLERİ Zamanın ruhu bazen bizi hızlı yaşamaya, ayaküstü atıştırmaya ve tabakların estetiğini unutmaya zorlasın; biz yine de o beyaz örtünün büyüsüne sığınanlardanız. Bir sofra, sadece karnımızı doyurduğumuz bir yüzey değildir. O, bir ailenin nabzıdır, dostluğun imza törenidir ve aslında ev sahibinin ruhunun dışa vurumudur. Peki, her detayıyla ışıldayan, misafirin [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>İNCİ GİBİ BİR SOFRA HAZIRLAMANIN TEMEL ÖZELLİKLERİ</h1>
<p>Zamanın ruhu bazen bizi hızlı yaşamaya, ayaküstü atıştırmaya ve tabakların estetiğini unutmaya zorlasın; biz yine de o beyaz örtünün büyüsüne sığınanlardanız. Bir sofra, sadece karnımızı doyurduğumuz bir yüzey değildir. O, bir ailenin nabzıdır, dostluğun imza törenidir ve aslında ev sahibinin ruhunun dışa vurumudur. Peki, her detayıyla ışıldayan, misafirin bakmaya doyamadığı o &#8220;inci gibi&#8221; sofraların sırrı nedir?</p>
<p>Gelin, bir tabak yerleştirmekten çok daha fazlasını içeren o kadim adabı beraber hatırlayalım.</p>
<p><strong>RUHUN AYNASI SOFRADA İLK İZLENİM VE ÖRTÜ SEÇİMİ</strong></p>
<p>Her şey o ilk dokunuşla başlar. İnci gibi bir sofranın temeli, üzerinde kusur barındırmayan, jilet gibi ütülenmiş bir masa örtüsüdür. Eğer sofra bir tuval ise, örtü o tuvalin astarıdır. Kar beyazı veya kemik rengi ketenler, asaletin en yalın halidir.</p>
<p>Sofradaki sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir aslında. Çok karmaşık desenler, tabağınızdaki yemeğin ve yanındaki sohbetin ihtişamını gölgeler. Örtünün masadan sarkma payının her köşede eşit olması, o masaya gösterilen emeğin ilk kanıtıdır. Unutmayın, disiplinli bir örtü, disiplinli bir ağırlamanın habercisidir.</p>
<p><strong>GEOMETRİNİN ZERAFETİ TABAK VE ÇATAL-BIÇAK DÜZENİ</strong></p>
<p>Sofrada simetri, gözün huzur bulduğu limandır. Tabakların birbirine olan mesafesi, sandalyelerin hizası ve çatalların duruşu rastgele olamaz. Sol tarafta çatallar, sağ tarafta bıçaklar ve kaşıklar… Bıçakların keskin yüzü her zaman tabağa dönük olmalı. Bu sadece bir görgü kuralı değil, aynı zamanda misafire sunulan gizli bir &#8220;güvendesin&#8221; mesajıdır.</p>
<p>Tabak seçiminde ise katmanlı bir yapı kurmak derinlik algısı yaratır. Servis tabağının üzerine yerleştirilen yemek tabağı ve onun da üzerindeki başlangıç kasesi, bir inci kolye gibi masada yükselmelidir. Renk uyumu ise bir ressamın paleti kadar hassas seçilmelidir; porselenin beyazı ile gümüşün ışıltısı birleştiğinde ortaya çıkan o kontrast, sofranın gerçek ışıltısını verir.</p>
<p><strong>DETAYLARDAKİ GİZLİ KAHRAMANLAR PEÇETE VE AKSESUARLAR</strong></p>
<p>Gerçekten inci gibi bir sofra, detaylarda saklıdır. Kağıt peçetelerin pratikliğine yenik düşmeyin. Kumaş peçeteler, bir sofraya karakter katan en önemli aksesuarlardır. Peçeteyi bir halkayla çevrelemek veya zarif bir katlama tekniğiyle tabağın soluna ya da tam ortasına yerleştirmek, misafirinize &#8220;Senin için özendik&#8221; demenin en şık yoludur.</p>
<p>Masada kullanılan aksesuarlar ise asla birer engel olmamalıdır. Çok yüksek vazolar, karşıdaki kişiyle kurulan göz temasını keser. Oysa sofra, iletişimin kalbidir. Bu yüzden alçak çiçek aranjmanları veya uygun zamanlar için masanın ortasına serpiştirilmiş küçük, zarif mumlar tercih edilmelidir. Işığın loş ve sıcak olması, porselenin üzerindeki o inci parlaklığını ortaya çıkarır.</p>
<p><strong>SON DOKUNUŞ SOHBETİN VE SAMİMİYETİN AHENGİ</strong></p>
<p>Tüm o kristal bardaklar, gümüş çatallar ve paha biçilemez porselenler aslında bir tek amaca hizmet eder: O masada yapılacak unutulmaz bir sohbetin zeminini hazırlamak. Sofranın en büyük süsü ne çiçeklerdir ne de pahalı servis takımları. Sofranın en büyük süsü, ev sahibinin güler yüzü ve misafirlerin keyifli kahkahalarıdır.</p>
<p>Eğer tabaklar birer nota ise, sizin ilginiz ve ikramlarınız o sofranın bestesidir. Soğumamış yemekler, boşalmadan tazelenen bardaklar ve misafirin ihtiyacını sormadan fark eden bir ev sahipliği, o masayı gerçekten &#8220;inci&#8221; yapar.</p>
<p>İnci gibi bir sofra kurmak bir gösteriş yarışı değil, bir yaşam sanatıdır. Misafire gösterilen ehemmiyettir. Özenle seçilmiş her bir parça, aslında hayata ve insana verilen değerin bir yansımasıdır.</p>
<p>Bir dahaki sefere o örtüyü masaya sererken, sadece bir yemek alanı değil, hatıraların birikeceği bir sahne kurduğunuzu unutmayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/inci-gibi-bir-sofra-hazirlamanin-temel-ozellikleri-70308/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halil İbrahim Sofrası</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/halil-ibrahim-sofrasi-70295</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/halil-ibrahim-sofrasi-70295#respond</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 12:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=70295</guid>
		<description><![CDATA[Halil İbrahim Sofrası Bir Sofradan Daha Fazlası Anadolu’nun kültüründe bazı kavramlar vardır ki yalnızca bir kelime değildir; bir yaşam biçimini, bir ahlakı ve bir dünya görüşünü anlatır. “Halil İbrahim sofrası” da işte böyle kavramlardan biridir. Bu söz, bereketin paylaşıldıkça çoğaldığını hatırlatan kadim bir geleneğin simgesidir. Köklü Bir Anlamın Hikâyesi “Halil İbrahim” ifadesi, İslam geleneğinde misafirperverliğiyle [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>Halil İbrahim Sofrası</h1>
<h2>Bir Sofradan Daha Fazlası</h2>
<p>Anadolu’nun kültüründe bazı kavramlar vardır ki yalnızca bir kelime değildir; bir yaşam biçimini, bir ahlakı ve bir dünya görüşünü anlatır. “Halil İbrahim sofrası” da işte böyle kavramlardan biridir. Bu söz, bereketin paylaşıldıkça çoğaldığını hatırlatan kadim bir geleneğin simgesidir.</p>
<p><strong>Köklü Bir Anlamın Hikâyesi</strong></p>
<p>“Halil İbrahim” ifadesi, İslam geleneğinde misafirperverliğiyle bilinen peygamberlerden biri olan Hz. İbrahim’e (A.S.) dayanır. Rivayet edilir ki Hz. İbrahim (A.S.), sofrasına mutlaka bir misafir davet etmeden yemek yememeye özen gösterirdi. Onun sofrası yalnızca bir yemek masası değil; paylaşmanın, merhametin ve insan olmanın en sade ama en güçlü ifadesiydi.</p>
<p>Bu yüzden Anadolu’da cömert, herkese açık ve bereketli sofralara “Halil İbrahim sofrası” denir.</p>
<p><strong>Anadolu’nun Paylaşma Kültürü</strong></p>
<p>Bu kavram, aslında Anadolu insanının yüzyıllardır taşıdığı bir kültürü anlatır. Köylerde kapılar kilitlenmeden bırakılır, misafir gelirse evin en iyi yemeği çıkarılır, sofradaki son lokma bile paylaşılırdı. Çünkü bilinir ki sofrada bir tabak fazla koymak yoksullaştırmaz; aksine gönülleri zenginleştirir.</p>
<p><strong>Sofranın Zenginliği Gösterişinde Değildir </strong></p>
<p>Bir sofranın zenginliği, lüks çatal-kaşık-bıçak takımı veya pahalı porselenlerinden ya da ipek masa örtülerinden ölçülemez.</p>
<p>Misafire ikramı elbette temiz ve düzenli bir şekilde yapmak çok önemli. Ama gösterişe kaçacak görmedikliklerden de uzak durmamız gerekiyor. Diğer türlüsü sofranın anlamını ve samimiyetini ortadan kaldırıyor.</p>
<p>Ayrıca gereksiz yapılan lüks harcamaların da israf boyutuna varmamasına özen göstermemiz gerekiyor.</p>
<p>Bir sofranın zenginliği, üzerindeki malzemenin marka oluşundan ziyade; o sofrada paylaşılan samimi duygulardan ve hep birlikte oluşun verdiği güçten kaynağını alır.</p>
<p><strong>Modern Hayat ve Unutulan Değerler</strong></p>
<p>Bugün modern hayatın hızında bazen bu değerlerin gölgede kaldığını görüyoruz. Kalabalık şehirlerde insanlar aynı apartmanda yaşayıp birbirini tanımayabiliyor. Sofralar küçülüyor, paylaşımlar azalıyor. Oysa “Halil İbrahim sofrası” bize sadece geçmişi değil, aynı zamanda nasıl bir toplum olmamız gerektiğini de hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Bereketin Gerçek Anlamı</strong></p>
<p>Bir sofrayı Halil İbrahim sofrası yapan şey, çeşit çeşit yemekler değildir. Belki sadece bir çorba, bir ekmek ve birkaç zeytin vardır. Ama o sofrada samimiyet, paylaşma isteği ve gönül zenginliği vardır. İşte asıl bereket de burada doğar.</p>
<p><strong>Yeniden Hatırlamak</strong></p>
<p>Belki bugün yeniden bu ruhu hatırlamaya ihtiyacımız var. Bir komşuyu davet etmek, bir yolcuya kapı açmak ya da soframızı ihtiyaç sahibi bir başkasıyla paylaşmak…</p>
<p>Küçük gibi görünen bu davranışlar aslında toplumun dokusunu güçlendiren büyük değerlerdir.</p>
<p>Çünkü gerçek bereket, tabaklarda değil; paylaşılan lokmalarda saklıdır.</p>
<p>Halil İbrahim bereketli sofralarınız olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/halil-ibrahim-sofrasi-70295/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan’da Başlatılan Savaş</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-baslatilan-savas-70066</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-baslatilan-savas-70066#respond</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 12:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=70066</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan’da Başlatılan Savaş Ramazan’da başlatılan savaşlar, takvimlerin bile taşıyamadığı bir çelişkidir. Öyle bir çelişki ki, tarihin en ağır ironilerinden birini içinde barındırır. Oruçla, sabırla, arınmayla anılan bir ayın; siren sesleri, yıkılan binalar ve siyah dumanlarla birlikte anılması insanın içine oturan bir hüzün oluşturur. Bu yıl da öyle oldu maalesef. Yine bizi en acı şekilde şaşırtmadılar. [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>Ramazan’da Başlatılan Savaş</h1>
<p>Ramazan’da başlatılan savaşlar, takvimlerin bile taşıyamadığı bir çelişkidir. Öyle bir çelişki ki, tarihin en ağır ironilerinden birini içinde barındırır. Oruçla, sabırla, arınmayla anılan bir ayın; siren sesleri, yıkılan binalar ve siyah dumanlarla birlikte anılması insanın içine oturan bir hüzün oluşturur.</p>
<p>Bu yıl da öyle oldu maalesef. Yine bizi en acı şekilde şaşırtmadılar.</p>
<p>Ramazan’ın ilk günlerinde Orta Doğu’dan yükselen çatışma haberleri, dünyanın gündemini bir kez daha acı bir gerçekle yüzleştirdi: Takvimler kutsal zamanları işaret ediyor olabilir, ama siyaset çoğu zaman o kadar itinalı değildir.</p>
<p><strong>Kutsal Zaman, Sert Gerçeklik</strong></p>
<p>Özellikle Gazze’de tırmanan gerilim ve İsrail ile İran arasında yaşanan çatışmalar, Ramazan’ın ruhuyla taban tabana zıt bir tablo ortaya koydu. Bir tarafta iftar sofraları için kuyruğa giren insanlar, diğer tarafta aynı saatlerde patlayan bombalar… Orucunu açmak için ezan bekleyen çocukların, birkaç dakika sonra sığınaklara koşmak zorunda kalması hangi vicdana sığar sizce? Ama savaşın vicdanı yoktur zaten.</p>
<p>Savaşın başladığı günlerde liderlerden gelen açıklamalar son derece gergin ve bir hayli sertti. Diplomasi dili, günler hatta saatler içinde yerini karşılıklı suçlamalara bıraktı. Oysa Ramazan, Müslüman toplumlarda sadece bireysel bir ibadet dönemi değil; aynı zamanda toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın ve barış arzusunun yükseldiği bir zamandı. Tarih boyunca da bu ayda çatışmaların durdurulmasına yönelik çağrılar yapılmıştı. Ancak modern savaşların doğası, artık kutsal takvimlere hiç kulak asmıyor. Bilakis, kutsalları ruhumuzdan tek tek söküp atmaya niyetlenmiş gibi…</p>
<p><strong>Savaş Ne Zaman Başlar?</strong></p>
<p>Sahi, savaş gerçekten “ne zaman” başlar?</p>
<p>Resmî açıklamaların yapıldığı gün mü, ilk füzenin atıldığı an mı, yoksa yıllar boyunca biriken öfkenin, güvensizliğin ve çözümsüzlüğün artık taşınamaz hale geldiği eşik mi?</p>
<p>Neredeyse her zaman Ramazan’da patlayan silahlar, aslında çok daha eski hesapların, çözülmemiş sorunların bir sonucu olmuştur.</p>
<p>Bazı ülkelerin; “Ramazan ayı gelsin de, Müslümanların üzerine türlü çeşit son teknoloji bombaları yağdırayım, hem silahlarımın da reklamı olsun” diye fırsat kolladığı malumunuz. Buradan şeytanca bir haz aldıkları da çok açık.</p>
<p>Tam da Müslümanların kutsal günlerinde, beklenmedik dehşetler içinde kalıvermeleri… Beslendikleri kötülüğün özü bu.</p>
<p>Uluslararası toplumun tepkisi ise her zamanki gibi ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda “meşru müdafaa” vurgusu, diğer yanda “orantısız güç” eleştirisi. Birleşmiş Milletler’den gelen itidal çağrıları ise çoğunlukla duyulamayacak kadar çok cılız çıkıyor ve sahadaki gerçekliği değiştirmekte de aynı oranda bir o kadar yetersiz kalıyor.</p>
<p>Çünkü savaşın dili kısa ve nettir; diplomasinin dili ise uzun solukludur ve çokça sabır ister.</p>
<p><strong>Sistemsel Bir Kırılma</strong></p>
<p>Ancak bu kez farklı olan bir şey var: Ramazan ayında başlayan bu savaş, sadece siyasi bir kriz değil, aynı zamanda sistemsel bir kırılmadır. İnanç ile güç arasındaki gerilim daha görünür hale gelecek gibi görünüyor. Toplumların hafızasında bu çatışmanın, sadece tarihsel bir not olarak değil, “Ramazan’da başlayan savaş” olarak yer ediyor olması da sosyolojik açıdan büyük bir zulümdür. Çünkü bu zamanlama, yıllarca oluşturdukları toplumsal travmayı daha da derinleştirir.</p>
<p><strong>Zorba Ülkeler</strong></p>
<p>Birkaç zorba çocuk mahalledeki diğer çocukların başına nasıl bela oluyorsa bazı zorbalıklarıyla meşhur ülkeler de uyguladıkları zulümler ile kendileri gibi olmayan masum insanları bile isteye canından etmekte hiçbir beis görmüyor.</p>
<p><strong>Umut Küçük Sofralarda mı?</strong></p>
<p>Yine de umut tamamen kaybolmuş değil. Aynı coğrafyada, iftar sofralarını paylaşan, komşusunun kapısını çalan, bombardıman altında bile yardımlaşma zincirleri kuran güzel insanlar var. Siyasetin kuramadığı köprüleri, çoğu zaman siviller kendi aralarında kurar. Belki de gerçek kalıcı barış, büyük masalardan değil, bu küçük sofralardan başlayacaktır.</p>
<p>Ramazan, sabrın ayıdır deriz. Ama sabır, zulme sessiz kalmak değildir. Sabır; adalet arayışını sürdürmek, barışı talep etmek ve insan hayatını her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmaktır.</p>
<p>Savaş, Ramazan’da başlatıldığı için daha görünür, daha üzücü ve daha sarsıcı elbette.</p>
<p>Zulümsever ülkelerin bu kez tam bir yenilgiyle yenilmesi ve ardından tesis edilecek kalıcı bir barış için en güçlü duaların da yine bu ayda yükselmesi gerekiyor.</p>
<p>Allah (C.C.), Müslüman coğrafyanın yardımcısı olsun. Amin.</p>
<p>Dr. Meryem ÇILDIR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-baslatilan-savas-70066/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEDENİYETİMİZİN AYNASI RAMAZAN SOFRALARIMIZ</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/medeniyetimizin-aynasi-ramazan-sofralarimiz-69992</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/medeniyetimizin-aynasi-ramazan-sofralarimiz-69992#respond</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 13:28:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan sofrası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=69992</guid>
		<description><![CDATA[MEDENİYETİMİZİN AYNASI RAMAZAN SOFRALARIMIZ Bir milletin karakteri biraz da sofralarında saklıdır. Kaşığın tabakta çıkardığı sesten, ekmeğin nasıl bölündüğüne; büyüğün lokmasına gösterilen hürmetten, en küçük misafire uzatılan ilk ikrama kadar… Anadolu’nun sofra adabı dediğimiz şey, yalnızca görgü kurallarının toplamı değil, bir medeniyet tasavvurunun gündelik hayata en canlı yansımasıdır. Türk-İslam geleneğinde sofra; paylaşmanın, sabrın ve şükrün en [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>MEDENİYETİMİZİN AYNASI RAMAZAN SOFRALARIMIZ</h1>
<p>Bir milletin karakteri biraz da sofralarında saklıdır. Kaşığın tabakta çıkardığı sesten, ekmeğin nasıl bölündüğüne; büyüğün lokmasına gösterilen hürmetten, en küçük misafire uzatılan ilk ikrama kadar…</p>
<p>Anadolu’nun sofra adabı dediğimiz şey, yalnızca görgü kurallarının toplamı değil, bir medeniyet tasavvurunun gündelik hayata en canlı yansımasıdır.</p>
<p>Türk-İslam geleneğinde sofra; paylaşmanın, sabrın ve şükrün en güzel örneklerinden birini gösterir. “Az yiyip az uyuyup az konuşmak” düsturu, sadece sağlığa değil, edebe de dairdir. Sofraya besmeleyle oturmak, nimeti israf etmemek, lokmayı küçültmek, emeğe hürmet etmek… Bunlar birer ayrıntı gibi görünse de insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin inceliğini gösterir.</p>
<p><strong>EDEP VE ZERAFET</strong></p>
<p>Sofra adabı, aslında bir öz disiplin meselesidir. Önce başkasını düşünmek, paylaşırken ölçüyü korumak, konuşurken nezaketi elden bırakmamak… Sofrada öğrenilen bu incelikler, hayatın geneline sirayet eder. Bir çocuğun ilk terbiyesi çoğu zaman sofrada başlar; beklemeyi, paylaşmayı, teşekkür etmeyi, kanaat etmeyi orada öğrenir.</p>
<p>Bu yüzden sofralar yalnızca karın doyurmaz; aynı zamanda karakter de inşa eder.</p>
<p><strong>SABRIN ŞÜKÜRLE BULUŞTUĞU RAMAZAN SOFRASI</strong></p>
<p>Ramazan, gündüzün sabrını akşamın şükrüyle buluşturan nadide bir zaman dilimidir. İftar sofrası yalnızca açlığın sona erdiği an değildir; aynı zamanda kalplerin yumuşadığı, kırgınlıkların tamir edildiği, kapıların misafirlere daha çok açıldığı bir eşiktir. Ramazan topunun patlamasıyla başlayan o tatlı telaş, hurmanın suyla buluştuğu o sade an… Her biri, insanın hem bedenine hem ruhuna dokunur.</p>
<p>Ramazan’da sofra, daha çok kişiliktir; tabaklar çoğalır, sandalyeler eklenir, gönüller genişler.</p>
<p><strong>ÖZEL SOFRALARIN ASIL SIRRI</strong></p>
<p>Özel sofralar deyince akla çoğu zaman gösterişli davetler, uzun menüler, ihtişamlı sunumlar gelir. Oysa Ramazan sofrasının özelliği başka bir yerden doğar: Paylaşmaktan.</p>
<p>Bir tas çorbanın komşuya gönderilmesi, mahalle iftarlarında yan yana dizilen masalar, imkânı olanın olmayana sessizce el uzatması…</p>
<p>Bu yönüyle iftar, sosyal dayanışmanın en zarif ifadesidir.</p>
<p>Özel olan, pahalı olan değildir; anlamlı olandır.</p>
<p><strong>YAVAŞLAMAK VE HATIRLAMAK</strong></p>
<p>Bugün ekranlar eşliğinde yenilen yemekler, hızla tüketilen atıştırmalar, tek kişilik hayatların pratik çözümleri var. Ancak Ramazan, bize yavaşlamayı da öğretir. Aynı masada göz göze gelmeyi, sözü bölmemeyi, lokmayı aceleye getirmemeyi…</p>
<p>Çocuklara sofra duasını öğretirken aslında sabrı, şükrü ve paylaşmayı öğretiriz.</p>
<p>Belki de bu yüzden büyüklerimiz, “Sofra insanı belli eder” derdi. Çünkü sofra, insanın hem terbiyesini hem görgüsünü hem merhametini görünür kılar.</p>
<p><strong>BEREKETİN GERÇEK ANLAMI</strong></p>
<p>Ramazan sofrası demek; bir hurma, bir yudum su, samimi bir dua…</p>
<p>Aynı ekmeği bölüşmenin verdiği huzur, en zengin ziyafetlerden daha kalıcıdır.</p>
<p>Gerçek bereket, nimetin çokluğunda değil; paylaşımın gönülden oluşundadır.</p>
<p>Sofralarımız çoğalsın, ama gürültümüz değil. Tabaklarımız dolsun, ama kalplerimiz daha çok huzur bulsun. Her iftarda, o ilk lokmada, biraz daha kamil insan olmayı hedefleyelim.</p>
<p><em><strong>Dr. Meryem ÇILDIR</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/medeniyetimizin-aynasi-ramazan-sofralarimiz-69992/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RAMAZAN’DA BEREKETİN VE BİRLİĞİN BULUŞMA NOKTASI İFTAR SOFRASININ MANEVİ İKLİMİ</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-bereketin-ve-birligin-bulusma-noktasi-iftar-sofrasinin-manevi-iklimi-69960</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-bereketin-ve-birligin-bulusma-noktasi-iftar-sofrasinin-manevi-iklimi-69960#respond</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 16:42:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=69960</guid>
		<description><![CDATA[RAMAZAN’DA BEREKETİN VE BİRLİĞİN BULUŞMA NOKTASI İFTAR SOFRASININ MANEVİ İKLİMİ Ramazan ayı, yalnızca aç ve susuz kalınan bir zaman dilimi değil; insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle yeniden bağ kurduğu kıymetli günleri ihtiva eder. Gün boyu süren sabır, akşam ezanıyla birlikte yerini huzura bırakır. Bu ayda zaman sanki biraz yavaşlar; kalpler daha duyarlı, sofralar daha [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>RAMAZAN’DA BEREKETİN VE BİRLİĞİN BULUŞMA NOKTASI İFTAR SOFRASININ MANEVİ İKLİMİ</h1>
<p>Ramazan ayı, yalnızca aç ve susuz kalınan bir zaman dilimi değil; insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle yeniden bağ kurduğu kıymetli günleri ihtiva eder. Gün boyu süren sabır, akşam ezanıyla birlikte yerini huzura bırakır. Bu ayda zaman sanki biraz yavaşlar; kalpler daha duyarlı, sofralar daha anlamlı olur.</p>
<p><strong>ŞÜKRÜN EN GÜZEL HÂLİ İFTAR</strong></p>
<p>İftar, Ramazan’ın en özel kısmıdır. Bir hurma, bir bardak su ve edilen içten bir dua… O ilk lokma, yalnızca bedeni değil ruhu da doyurur. Gün içinde çoğu zaman fark etmeden tükettiğimiz nimetler, iftar anında gerçek değerlerini bulur.</p>
<p>Sofraya oturulan o birkaç dakikalık bekleyiş, bize sabrın öğreticiliğini hatırlatır. Ezanla birlikte açılan oruç, insanın şükür duygusunu derinleştirir. Çünkü açlık, nimetin kıymetini öğretir; susuzluk, bir yudum suyun bile ne büyük lütuf olduğunu hissettirir. İlk yudum suyla beden yeniden can bulur adeta…</p>
<p><strong>SOFRALARIN KALBİ AİLE BULUŞMALARI</strong></p>
<p>İftarı asıl özel kılan, o sofranın etrafında toplananlardır. Aile iftarları, Ramazan’ın ruhunu en yoğun hissettiren buluşmalarıdır. Gün içinde farklı telaşlarla dağılan aile bireyleri, akşam ezanıyla birlikte aynı masa etrafında toplanır.</p>
<p>Anne-babanın duaları, çocukların heyecanı, büyüklerin hatıralarıyla süslediği sohbetler… Telefonların bir kenara bırakıldığı, göz göze konuşmaların çoğaldığı o anlar; evin içine tarifsiz bir huzur yayar. Çünkü insan, en çok sevdikleriyle birlikteyken tamamlanır.</p>
<p>Bazen de uzaktaki aile bireyleri bu aile iftarları vesilesiyle bir araya gelip hasret giderir.</p>
<p><strong>PAYLAŞMANIN VE DAYANIŞMANIN SOFRASI</strong></p>
<p>Ramazan sofraları yalnızca aileyi değil, toplumu da bir araya getirir. Komşuya gönderilen bir tabak yemek, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılan bir iftarlık, misafire açılan kapı…</p>
<p>İftar ile, bireysel ve bedensel olarak yerine getirilen bir ibadetin toplumsal bir dayanışmaya dönüştüğüne de şahit oluruz.</p>
<p>Belki sofralar her zaman zengin değildir; ama önemli olan, o sofradaki muhabbetin zenginliğidir. Çünkü huzur, çeşit çeşit yemeklerde değil; birlikte edilen ortak duada ve paylaşılan bir yudum ekmekte saklıdır.</p>
<p><strong>SOFRADAN EDİNİLEN HUZUR</strong></p>
<p>Ramazan’da iftar sofrası, hayatın küçük bir provası gibidir. Sabretmeyi, şükretmeyi, paylaşmayı ve birlikte olmanın kıymetini hatırlatır. Aile iftarlarının verdiği huzur ise bize şunu fısıldar: İnsan, en çok sevdikleriyle aynı sofrada oturabildiği sürece zengindir.</p>
<p>Zengin sofralarınız olsun.</p>
<p><em><strong>Dr. Meryem ÇILDIR</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/ramazanda-bereketin-ve-birligin-bulusma-noktasi-iftar-sofrasinin-manevi-iklimi-69960/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAHURDA ZAMANA KARŞI YARI UYKULU DİRENİŞ</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/sahurda-zamana-karsi-yari-uykulu-direnis-69912</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/sahurda-zamana-karsi-yari-uykulu-direnis-69912#respond</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 19:37:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=69912</guid>
		<description><![CDATA[SAHURDA ZAMANA KARŞI YARI UYKULU DİRENİŞ Gece 03.47’de Mutfakta Başlayan Medeniyet Sınavı Ramazan geldi mi, evlerde bir telaş, sokaklarda bir sessizlik, mutfaklarda ise hafif ve tatlı bir panik başlar. Çünkü ortada cevaplanması acil, büyük bir soru vardır: “Bu gece sahura ne yapıyoruz?” İşte sahur sofraları tam da bu sorunun etrafında şekillenen, yarı uykulu bir medeniyet [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1>SAHURDA ZAMANA KARŞI YARI UYKULU DİRENİŞ</h1>
<p>Gece 03.47’de Mutfakta Başlayan Medeniyet Sınavı</p>
<p>Ramazan geldi mi, evlerde bir telaş, sokaklarda bir sessizlik, mutfaklarda ise hafif ve tatlı bir panik başlar. Çünkü ortada cevaplanması acil, büyük bir soru vardır: “Bu gece sahura ne yapıyoruz?”</p>
<p>İşte sahur sofraları tam da bu sorunun etrafında şekillenen, yarı uykulu bir medeniyet projesidir.</p>
<p>Sahur, teknik olarak gece yenen bir yemek olsa da psikolojik olarak dört ayrı ruh halinin savaştığı sıralanabilir:</p>
<ol>
<li>“Hafif yiyelim, mideyi yormayalım.”</li>
<li>“Nasıl olsa bütün gün açız, yüklen!”</li>
<li>“Ben bir çorbayla geçiştiririm.” (En az güvenileni budur.)</li>
<li>“Süte yulaf karıştırıp biraz da hurma ekledim mi, bitti gitti.” (Ertesi gün oruca niyetlenmeyecek ama bunu henüz açıklamıyor.)</li>
</ol>
<p>Saat 03.47.</p>
<p>Alarm çalar.</p>
<p>Ev halkı ikiye ayrılır:</p>
<p>Birinci grup, askeri disiplinle kalkar. Yüzünü yıkar, çayı ocağa koyar, yumurtayı haşlar. Veyahut sahurda her ne yenilecekse onun hazırlığına kollarını sıvayıp girişir.</p>
<p>İkinci grup ise mutfaktan gelen “çıt” sesini duyup “Tamam kalkıyorum…” diyerek 12 dakika daha pazarlık yapar. Onuncu kez çağrıldığında bile yüzü hep asık ve gözleri kapalı bir şekilde sofrada zar zor yerini alır, bîzahmet. Sanki uykusu olan tek kişi dünyada oymuş gibi…</p>
<p>İmsak’a Üç Dakika Kala Su Bardağıyla Zamana Karşı Yarış</p>
<p>Sahur sofralarının demirbaşı yumurtadır. Haşlanmış, menemen olmuş, omlet olmuş… Yumurta, Ramazan ayında adeta bir kamu görevlisi ciddiyetiyle çalışır. Yanında peynir, zeytin ve mutlaka “Bu tuzlu, susatır” uyarısı eşliğinde konulan bir şeyler vardır. Ama en çok konuşulan hep sudur. Bardak bardak su içilir. Sanki gün içinde oruç değil de çölde nöbet tutulacakmış gibi bir hazırlık yapılır.</p>
<p>Bir de sahurun mutlaka romantik bir planını yapanı vardır:</p>
<p>“Bu gece hafif bir kahvaltı yapalım.”</p>
<p>Bu cümle genelde sucuklu yumurta, börek ve tatlı eşliğinde son bulur.</p>
<p>Televizyon açıksa, bir köşede eski Ramazan programlarının nostaljisi döner. İnsanın aklına ister istemez Bekir Develi’nin sokak röportajları ya da Nihat Hatipoğlu’nun sahur sohbetleri gelir. O sakin ses tonuyla anlatılan hikâyeler eşliğinde üçüncü bardak çay içilirken, bir yandan da “İmsak kaçta?” sorusu her beş dakikada bir sorulur.</p>
<p>İmsak’a son üç dakika kala sofrada hafif bir panik başlar.</p>
<p>“Su içtin mi?” “Diş fırçalayacak mısın?” “Telefonun saatine mi güveniyoruz?”</p>
<p>En kritik son saniyeler… Ezanla birlikte herkes bir anda ciddi bir disipline bürünür. Az önce sofrada kahkaha atan insanlar, bir anda “Tamam, bitti” ciddiyetine geçer. Bardaklar bırakılır, niyetler edilir, ışıklar kapanır. Sonra yatak.</p>
<p>Ama o da ne? Mide, az önceki kahramanlığın faturasını kesmeye başlar. Çünkü “Hafif yiyelim” diyen iç ses, sucuklu yumurtaya yenik düşmüştür.</p>
<p>Sahur sofraları biraz uykusuzluk, biraz aile içi dayanışma, biraz da “Bir daha bu kadar yemeyeceğim” veya “Keşke bir bardak daha su içseydim” pişmanlığıdır. Ama en çok da aynı masada, aynı saate karşı birlikte durma hâlidir. Geceyle yapılan küçük bir anlaşma gibi…</p>
<p>Her gece aynı soru, iftardan hemen sonra aynı ciddiyetle geri gelir:</p>
<p>“Yarın sahura ne yapıyoruz?”</p>
<p><em><strong>Dr. Meryem ÇILDIR</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/sahurda-zamana-karsi-yari-uykulu-direnis-69912/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TÜRK MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL İLKELERİ</title>
		<link>https://www.bolgegazetesi.com/turk-milli-egitim-sisteminin-temel-ilkeleri-69807</link>
		<comments>https://www.bolgegazetesi.com/turk-milli-egitim-sisteminin-temel-ilkeleri-69807#respond</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 22:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Meryem Çıldır]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Meryem ÇILDIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">https://bolgegazetesi.com/?p=69807</guid>
		<description><![CDATA[TÜRK MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL İLKELERİ Türkiye’de eğitim denildiğinde akla sadece okul binaları, sınavlar ya da müfredatlardan ziyade hepsinin dayandığı Türk milli eğitim sistemi gelmelidir. Kökleri Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine dayanan ve çerçevesi 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile çizilmiş kapsamlı bir anlayışı ifade eden bu temel ilkeler, aslında toplumumuzun nasıl inşa edildiğinin hakkında bize [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>TÜRK MİLLÎ EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL İLKELERİ</strong></h1>
<p>Türkiye’de eğitim denildiğinde akla sadece okul binaları, sınavlar ya da müfredatlardan ziyade hepsinin dayandığı Türk milli eğitim sistemi gelmelidir. Kökleri Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine dayanan ve çerçevesi 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile çizilmiş kapsamlı bir anlayışı ifade eden bu temel ilkeler, aslında toplumumuzun nasıl inşa edildiğinin hakkında bize ışık tutar.</p>
<p><strong>GENELLİK VE EŞİTLİK</strong></p>
<p>Türk milli eğitim sisteminin en önemli dayanaklarından biri “genellik ve eşitlik” ilkesidir:</p>
<p><em>“Eğitim kurumları dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır.”</em></p>
<p>Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Buna göre eğitim hizmetleri; dil, ırk, cinsiyet, din ya da ekonomik durum farkı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitim hakkı bir ayrıcalık değil, anayasal bir haktır. Bu ilke, sosyal adaletin eğitim yoluyla sağlanmasını hedefler.</p>
<p><strong>FERDİN VE TOPLUMUN İHTİYAÇLARI</strong></p>
<p><em>“Milli eğitim hizmeti, Türk vatandaşlarının istek ve kabiliyetleri ile Türk toplumunun ihtiyaçlarına göre düzenlenir.&#8221;</em></p>
<p><strong>YÖNELTME </strong></p>
<p><em>&#8220;Fertler, eğitimleri süresince, ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler.</em><em><br />
</em><em>(Değişik: 16/8/1997 &#8211; 4306/3 md.) Milli eğitim sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir. Bu amaçla, ortaöğretim kurumlarına, eğitim programlarının hedeflerine uygun düşecek şekilde hazırlık sınıfları konulabilir.</em><em><br />
</em><em>Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır.”</em></p>
<p>Eğitim yalnızca bireyi değil, toplumu da gözetir. Eğitim sistemi, bireyin ilgi ve yeteneklerini geliştirmeyi amaçlarken aynı zamanda ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkı sağlayacak insan gücünü yetiştirmeyi de hedefler. Yani eğitim hem kişisel gelişimin hem de toplumsal ilerlemenin lokomotifidir.</p>
<p>Her öğrencinin ilgi ve kabiliyeti farklıdır. Bu nedenle “yöneltme” ilkesi büyük önem taşır. Öğrencilerin ilgi, istidat ve kabiliyetlerine göre uygun programlara ve mesleklere yönlendirilmesi esastır. Bu yaklaşım hem bireysel mutluluğu hem de iş gücü verimliliğini artırmayı amaçlar.</p>
<p><strong>EĞİTİM HAKKI</strong></p>
<p><em>“İlköğretim görmek her Türk vatandaşının hakkıdır.</em><em><br />
</em><em>İlköğretim kurumlarından sonraki eğitim kurumlarından vatandaşlar ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanırlar.”</em></p>
<p><strong>FIRSAT VE İMKÂN EŞİTLİĞİ</strong></p>
<p><em>“Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.</em><em><br />
</em><em>Maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır.</em><em><br />
</em><em>Özel eğitime ve korunmaya muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır.”</em></p>
<p>Sistemin bir diğer temel taşı, fırsat ve imkân eşitliğidir. Maddi imkânsızlıklar ya da sosyal koşullar, bireyin eğitim almasına engel olmamalıdır. Devletimiz; burs, kredi ve yatılılık gibi uygulamalarla bu eşitliği sağlar. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yapılan bu yöndeki yatırımlar bu ilkenin somut yansımalarıdır.</p>
<p><strong>SÜREKLİLİK VE HAYAT BOYU ÖĞRENME</strong></p>
<p><em>“Fertlerin genel ve mesleki eğitimlerinin hayat boyunca devam etmesi esastır.</em><em><br />
</em><em>Gençlerin eğitimi yanında, hayata ve iş alanlarına olumlu bir şekilde uymalarına yardımcı olmak üzere, yetişkinlerin sürekli eğitimini sağlamak için gerekli tedbirleri almak da bir eğitim görevidir.”</em></p>
<p>Eğitim sadece okul çağında başlayıp sonra da biten bir süreç değildir. Süreklilik ilkesi, bireyin hayatı boyunca öğrenmeye açık olmasını esas alır. Halk eğitim merkezleri, açık öğretim uygulamaları ve yetişkin eğitim programları bu anlayışın bir sonucudur.</p>
<p><strong>ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARINA BAĞLILIK</strong></p>
<p><em>“Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılap ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.</em><em><br />
</em><em>Milli birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk dilinin, eğitimin her kademesinde, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine önem verilir; çağdaş eğitim ve bilim dili halinde zenginleşmesine çalışılır ve bu maksatla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile işbirliği yapılarak Mili Eğitim Bakanlığınca gereken tedbirler alınır.”</em></p>
<p>Türk milli eğitim sisteminin temelinde, Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılapları yer alır. Eğitim, laik ve demokratik bir hukuk devleti anlayışı doğrultusunda; bilimsel düşünceyi esas alan bireyler yetiştirmeyi hedefler. Bu yönüyle eğitim sistemi, yalnızca bilgi aktarmayı değil, aynı zamanda çağdaş ve eleştirel düşünebilen yurttaşlar yetiştirmeyi de amaçlar.</p>
<p><strong>DEMOKRASİ EĞİTİMİ</strong></p>
<p><em>“Güçlü ve istikrarlı, hür ve demokratik bir toplum düzeninin gerçekleşmesi ve devamı için yurttaşların sahip olmaları gereken demokrasi bilincinin, yurt yönetimine ait bilgi, anlayış ve davranışlarla sorumluluk duygusunun ve manevi değerlere saygının, her türlü eğitim çalışmalarında öğrencilere kazandırılıp geliştirilmesine çalışılır; ancak, eğitim kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.”</em></p>
<p>Demokrasi bilincinin küçük yaşlardan itibaren kazandırılması, eğitim sisteminin öncelikli hedefleri arasındadır. Öğrencilerin farklı düşüncelere saygı duyan, hak ve sorumluluklarının farkında bireyler olarak yetişmesi için gereken tüm tedbirler alınır.</p>
<p><strong>LAİKLİK</strong></p>
<p><em>“Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.”</em></p>
<p>Laiklik ilkesi ise eğitimin, bilimsel ve akılcı temeller üzerinde yürütülmesini güvence altına alır.</p>
<p><strong>BİLİMSELLİK</strong></p>
<p><em>“Her derece ve türdeki ders programları ve eğitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri, bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere, çevre ve ülke ihtiyaçlarına göre sürekli olarak geliştirilir.</em><em><br />
</em><em>Eğitimde verimliliğin artırılması ve sürekli olarak gelişme ve yenileşmenin sağlanması bilimsel araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak yapılır.</em><em><br />
</em><em>Bilgi ve teknoloji üretmek ve kültürümüzü geliştirmekle görevli eğitim kurumları gereğince donatılıp güçlendirilir; bu yöndeki çalışmalar maddi ve manevi bakımından teşvik edilir ve desteklenir.”</em></p>
<p><strong>PLANLILIK</strong></p>
<p><em>“Milli eğitimin gelişmesi iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınma hedeflerine uygun olarak eğitim – insan gücü &#8211; istihdam ilişkileri dikkate alınmak suretiyle, sanayileşme ve tarımda modernleşmede gerekli teknolojik gelişmeyi sağlayacak mesleki ve teknik eğitime ağırlık verecek biçimde planlanır ve gerçekleştirilir.</em><em><br />
</em><em>Mesleklerin kademeleri ve her kademenin unvan, yetki ve sorumlulukları kanunla tespit edilir ve her derece ve türdeki örgün ve yaygın mesleki eğitim kurumlarının kuruluş ve programları bu kademelere uygun olarak düzenlenir.</em><em><br />
</em><em>Eğitim kurumlarının yer, personel, bina, tesis ve ekleri, donatım, araç, gereç ve kapasiteleri ile ilgili standartlar önceden tespit edilir ve kurumların bu standartlara göre optimal büyüklükte kurulması ve verimli olarak işletilmesi sağlanır.”</em></p>
<p><strong>KARMA EĞİTİM</strong></p>
<p><em>“Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkân ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.”</em></p>
<p><strong> EĞİTİM KAMPÜSLERİ VE OKUL İLE AİLENİN İŞ BİRLİĞİ:</strong></p>
<p><em>“Aynı alan içinde birden fazla örgün ve/veya yaygın eğitim kurumunun bir arada bulunması halinde eğitim kampüsü kurulabilir ve bunların ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere eğitim kampüsü yönetimi oluşturulabilir. Eğitim kampüsü bünyesindeki ortak açık alan, kantin, salon ve benzeri yerlerin işlettirilmesi veya işletilmesi kampüs yönetimince yerine getirilir. Bu şekilde elde edilen gelirler, kampüsün ortak giderlerinde kullanılır. Eğitim kampüslerinin kuruluşu, yönetiminin oluşumu, gelirlerinin harcanması ve denetlenmesi ile bu fıkrada belirtilen diğer hususlar Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.</em></p>
<p><em>Eğitim kurumlarının amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak için okul ile aile arasında işbirliği sağlanır. Bu amaçla okullarda okul-aile birlikleri kurulur. Okul-aile birlikleri, okulların eğitim ve öğretim hizmetlerine etkinlik ve verimlilik kazandırmak, okulların ve maddi imkânlardan yoksun öğrencilerin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere; aynî ve nakdî bağışları kabul edebilir, maddi katkı sağlamak amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler ve kampanyalar düzenleyebilir, okulların bünyesinde bulunan açık alan, kantin, salon ve benzeri yerleri işlettirebilir veya işletebilirler. Öğrenci velileri hiçbir surette bağış yapmaya zorlanamaz. Okul-aile birliklerinin kuruluş ve işleyişi, birlik organlarının oluşturulması ve seçim şekilleri, sosyal ve kültürel etkinliklerden sağlanan maddi katkılar, bağışların kabulü, harcanması ve denetlenmesi ile açık alan, kantin, salon ve benzeri yerlerin işlettirilmesi veya işletilmesinden sağlanan gelirlerin dağıtım yerleri ve oranları, harcanması ve denetlenmesine dair usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.</em></p>
<p><em>Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde, gerekli görülen hallerde il milli eğitim müdürlükleri; il sınırları içerisinde bulunan bir veya birden fazla eğitim kampüsü yönetiminin veya okul-aile birliğinin işlettirebileceği veya işletebileceği yerlere ilişkin ihaleleri bunlar adına yapmaya yetkilidir.</em></p>
<p><em>Eğitim kampüsleri ve okul-aile birliklerinin gelirleri, genel bütçe gelirleri ile ilişkilendirilmeksizin eğitim kampüsü yönetimi ve okul-aile birliği adına bankalarda açılan özel hesaplarda tutulur.</em></p>
<p><em>Eğitim kampüsü yönetimleri ve okul-aile birlikleri, bu madde kapsamında yapacakları işlemler ve düzenlenen kâğıtlar yönünden damga vergisi ve harçlardan muaf; bunlara ve bunlar tarafından yapılan bağış ve yardımlar ise veraset ve intikal vergisinden müstesnadır.”</em></p>
<p><strong>HER YERDE EĞİTİM</strong></p>
<p><em>“Milli eğitimin amaçları yalnız resmi ve özel eğitim kurumlarında değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır.</em></p>
<p><em>Resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabidir.”</em></p>
<p>(Kanun Maddeleri için Kaynak: <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatMevzuatNo=1739&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5">https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatMevzuatNo=1739&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</a>)</p>
<p>Türk milli eğitim sisteminin temel ilkeleri, sadece mevzuat metninde yer alan maddeler değildir. Bu ilkeler; eşitlikçi, demokratik, üretken ve çağdaş bir toplum idealinin eğitim alanındaki yansımasıdır. Eğitim politikaları zamanla değişebilir, müfredatlar güncellenebilir; ancak sistemin dayandığı bu temel ilkeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini şekillendirmeye her daim devam edecektir.</p>
<p>Öğretmenler olarak şahsım dahil, tüm mesai arkadaşlarım ve meslektaşlarım ile, Türk milli eğitim sisteminin temelinde, gelecek nesillere rehberlik etmeye devam ediyor olacağız.</p>
<p>Saygılarımla&#8230;</p>
<p><em><strong>(Dr. Meryem ÇILDIR)</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>https://www.bolgegazetesi.com/turk-milli-egitim-sisteminin-temel-ilkeleri-69807/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
