Tuğba Özay evliliğini böyle anlattıKategori: Müzik & MagazinEklenme Tarihi: Tem 7th, 2011Ekleyen: Bölge Gazetesi
Tuğba Özay hapse girmeden kısa bir süre önceydi. İki ya da üç gün öncesi diyebilirim. Hapse girmeden önceki son röportajını biz yapmıştık. Şöyle ki… İnsanların hayallerini gerçekleştirmeyi hedefleyen bir program projemiz vardı. Bir kişinin kendisinin gerçekleştiremeyeceği “Beş hayalini” gerçekleştirecektik. Tuğba Özay’a ulaştık, programımızdan ve kendisiyle tanışmak isteyen gençten bahsettim. Hiç düşünmeden kabul etti. Ben yine de bir tereddüt yaşadım ya gelmezse diye. Söz verdiği saatte geldi. Yemek yediler, türküler söylediler, horon oynadılar. Bir taraftan çekim yaptık diğer taraftan Tuğba’yı izledim. Son derece samimi, içten birisiydi. Kendisini ilk kez orada tanıdım. Sonrası malum. 167 gün içeride yattı. Tuttuğu günlükleri “Bedel” adıyla kitaplaştırdı. Mayıs ayına İtalyan Mario ile evlenerek girmiş olacak. Beni yine kırmadı uzun uzadıya bir röportaj yaptım kendisiyle. Ne sorduysam cevapladı. Tuğba Özay’la yaptığımız röportaj iki gün boyunca devam edecek. Yarına… Siyaset hakkında ne düşünüyor? CHP ve AKP hakkındaki görüşleri nedir? Deniz Baykal cezaevinde kendisini ziyaret etti mi? Ve ilk kez vizyona girecek olan “Saddam’ın Askerleri” filmine dair her şey… Keyifli okumalar… kullan- Oldukça renkli bir kişiliğin var. Mankenlik, kitap, sinema filmi derken bir de albüm çalışman var. Ne zaman çıkıyor albüm? - Film de albüm de mayısta çıkıyor. Mayıs ayı benim uğurlu ayım oldu. Tam bir yıldır bu albümle ilgili inanılmaz bir titizlikle çalışıyorum. Kendi duygu ve düşüncelerim yoğunlukta olduğu ve kendimden yola çıkarak yaptığım bir albüm oldu. “Armoni” ismini verdik albüme, 14 şarkının sözleri ve birinin de bestesi bana ait. İki şarkının sözü babama ait… - Favori şarkınız ne olacak? - En çok güvendiğim parçalardan biri “Anam”. İçerideyken anneme yazdığım bir şiirdi. Son yılların en iyi hapishane şarkısı diyebilirim… - Çok merak ettim, bir dörtlük okuyabilir misiniz? - “Ana kız erken mi geldi ne hava soğudu bir anda - Salt şarkı okuyan birisi değilim. Şarkıcı olmadığımı bu toplum içerisinde bir “sanatçı” olarak yer aldığımı fark edecekler elbette. Amacım sadece sahneye çıkıp şarkı söylemek olsaydı, bunu yıllar önce yapardım. Ama ben üretmek, ürettiklerini toplumla paylaşmak ve daha da önemlisi toplum içerisinde bir duruşu olabilen bir sanatçı olabilmeyi önemsiyorum. Bu albümde Türkiye ve dünya üzerine mesajları olan bir Rap parçamız var, sözleri bana ait. Ceza ile birlikte okumayı çok istiyorum. - Şu “Madam” şarkısını kim için yaptınız? Eski sevgiliye bir gönderme mi? - Tüm cesur görünüp de kıvıranlar için yazdım. ŞARKILARIMDA HERKES KENDİNDEN BİRŞEY BULACAK - Evet. Kendisiyle vedalaşmıştık. Onu havaalanına bırakıp eve döndüm. Fotoğrafı gözüme ilişti çok güzel bakıyordu. O bakıştaki masumiyet beni o kadar etkilemişti ki o anda ağzımdan “daha önce nerelerdeydin” diye bir şey çıktı. Oturup yazmaya başladım ki inanamadım, uzunca bir şiir olmuş. O gecenin sabahında besteledim. Yüreğimin Bekâreti Senfoni Orkestrasıyla okunacak bir parça. Bakın mesela inanın benim parçalarımda kimse “öp beni, boya beni, tırmala beni, kaşı beni, yatır beni, kaldır beni” gibi sözler değil bilakis herkes kendinden bir şey bulacak. Anasını özleyen anasını bulacak, babasını özleyen babasını, sevdalısını özleyen sevdalısını bulacak. İnsana, yaşama dair ne varsa bulabilecek. - Bu albüm fikri nereden çıktı? - Aslında albümün ortaya çıkması da sinema filmiyle doğru orantılı… Filmin müziklerini dinlemek için stüdyoya gitmiştim. O kadar beğendim ki müzikleri orada “hocam yazdığım şiirler var bir iki tane okuyabilir miyim” dedim ve okudum. İki gün sonra okuduğum şiirler bana bestelenmiş olarak geri geldi. Albüm fikri burada doğdu ve hızlandı. Albümün adı aynı zamanda ilk bestelenen parçamın adıdır. ARMONİ Beyaz bazen saflıktır bazen tutsaklık Yeşil bazen ormandır bazen bakmaya doyamadığın göz Kahverengi kimine topraktır kimine ağacın dalı MANKENLİĞİ BIRAKIYORUM -Bundan sonra ne olacak, mankenliği bırakacak mısın yoksa devam mı? Nedir kararın? -Yılmaz Güney’in bir sözü var “domates yetiştirici olsan dahi en iyi şekilde yetiştir”. İşinin ne olduğu önemli değil önemli olan o işi nasıl yaptığın. Benim hayat felsefem bu oldu. Hep bir misyonumuz ve sorumluluklarımız olduğuna kullaninandım. 15 yıldır podyumdaydım. Gururla sakladığım 200 ödülüm var. Podyuma çıktığım süre içerisinde neredeyse her yılın en iyi modeli ilan edildim. Adalet Bakanlığı’ndan, Milli Eğitim Bakanlığı’na, üniversitelerden askeriyelere kadar gururla taşıyacağım pek çok ödül aldım. Bundan sonrası için bu mesleğe gönül verecek arkadaşlarımızı yetiştireceğim. Önümüzdeki günlerde Tuğba Özay Model Okulu açmak gibi bir projemiz var. -Şöhret taşıması en zor şeydir. İnsanı dipsiz bir kuyuya çeker, yok olur gidersiniz farkında olmadan. Aileniz yanınızda olsun. Şöhret olabilmek için bir takım ödünler vermek değildir, bunun farkında olmak lazım. - Mankenliği bırakmanızla evlenmenizin bir etkisi var mı? - Yok. Tamamen kendi isteğim. Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” diye bir kitabı var. Tam dört kez okudum. Ben diyorum ki, “kadının adı olmalı”. Kadının adı olması için sosyal bir kimliğinin oluşması lazım. Yani üreten kadın olacak, evinde boş oturmayacak. Annede olacak sosyal hayatın içinde de olacak. Bu açıdan bakıldığında kadın olmak zordur. - Ne alaka? Ben mankenliği bırakmanızda evlenmenizin etkisini sordum? - Ben bu zamana kadar hiçbir erkeğin etkisi altında kalmadım bundan sonra da kalmam. Kimse bana “şunu yapma, böyle yapma” diyemez. Hayır, sen beni böyle tanıtın, böyle sevdin. Ama kulvarım değişecek bundan sonrası için. Bundan sonraki kariyerimle ve geleceğimle ilgili olarak bir karar aldım. - Gelelim İtalyan sevgilinize Mario ile nasıl tanıştınız? Nerde tanıştınız? Milano’da arkadaşlarımız vasıtasıyla tanıştık. Zaten ilk görüşte de “hayatımın kadınını buldum” demiş. Ben de “ne kadar sempatik, içten, sıcakkanlı birisi” diye düşündüm. Başlarda özel bir duygu içerisinde değildim. Bir aylık bir tanışma sonrasında bana olan duygularından bahsetti. Barselona’da bir araya geldiğimizin ikinci günü bana evlenme teklifinde bulundu. - 23 Nisan Çocuk Bayramı bizim bayramımız. Hepimize kutlu olsun. BİRİ HER YAPTIĞININ ARDINDAN ALLAH’A SIĞINIYORSA… - Mario ile kültürel farklılıklar yaşıyor musunuz? En çok konuşulan dil ve din farklılığı bunu konuştunuz mu? Ya da nasıl çözüyorsunuz? - Dil olarak İngilizce anlaşıyoruz. Din olarak da ne o bana ne de ben ona karışabilirim. Çünkü Allah birdir tektir. Kulla O’nun arasındadır her şey ben buna inanıyorum. Yoksa dünyada birçok inanç, birçok farklı kültür var. Önemli olan insani boyutta buluşabilmek. Örneğin; Jack London “dinsiz” adlı bir öyküsü vardır. “Direniş” adlı kitabında çok beğendiğim bir öyküdür. Ben Allah’a inancı olan bir insanım ama bunu deklare etmekten hoşlanmıyorum. Çünkü bir insan her yaptığının ardından Allah’a sığınıyorsa ben o insanın inancından da şüphe ederim. Bir takım şeyler gizli yaşanmalı. Namaz da kılan insanım ama başını kapatan biri değilim. Başımı nerde kapatacağımı da bilirim o ayrı bir konu ama. Yani bu kriz haline getirilmemeli. Benim türbanlı arkadaşlarım da var ve çok yakın ailece görüştüğüm insanlar. Biz oturup siyaset, ekonomi, din üzerine tartışmalar yapıyoruz. Dini konularda yanlış bir bildiğim şeyler varsa düzeltiyorum. Böyle bir bilgi alışverişimiz var. Ama ben asla dinimi değiştirmem. Kendisine de izah ettim. Böyle bir değişim asla benim için söz konusu değil. Konuştuk o da saygıyla karşıladı. Hiçbir sorun yok. Çocuklarımız olursa Müslüman olacak. - Peki, bunu kendisiyle konuştunuz mu? Kendisi Müslümanlığa nasıl bakıyor? - Benimle birlikte camilere, türbelere geldi. Hatta Mevlana’ya götürdüm. İnanılmaz etkilendi ve o kadar saygı gösterdi ki mesela; insanlar içeri girerken ayakkabılarını çıkarmıyordu öncelikle ayakkabılarını çıkarıp orada ayrılan özel yere koydu. Bu bile beni etkiledi. Yaklaşım önemlidir. Ben de kiliselere gidiyorum. Orası da Allah’ın evi… - Sünnet olacak mı Mario? - Evet, konuştuk. Sünnet olacak. Babası sünnet olmuş. Artık Avrupa’da da yaygınlaşmaya başladı sağlık açısından. - Kendisini Kemal Özkan’a götüreceğim. - Düğünü nerede düşünüyorsunuz? Nasıl bir düğün olacak? - Nikâh olarak Milano’yu düşünüyoruz. Düğün tabi ki İstanbul’da olacak. Aslında benim hayalim bir stadyumda tüm sevdiklerimin katılabileceği bir düğün… Ama kısmet artık şartlar neyi gösterir onu bilemiyorum. - Gelinliğinizi kim dikecek? - Ailemin tek kaygısı dil farkıydı. Konuşmak, anlaşabilmek istiyorlar bu konuda problem yaşıyoruz şimdilik. Konuşma sorununu bir kenara bırakırsak insani olarak çok sıcak bakıyorlar. Hatta geçenlerde ziyaretimize gelmişti vedalaşırken babama sarıldı ve hüngür hüngür ağladı. Babamın da gözleri doldu. Çok içtendi. Örneğin; benim günlüklerimin orijinallerini gördü ama kendisi anlamadı. Sonuçta Türkçe bilmiyor. Belki orada o doluluğu gördü, hissetti. Yapmış olduğum çizimler de vardı onları gördü etkilendi ağlamaya başladı. Çok duygusal birisi. - Yani her şey nasip kısmet. İçerde olduğum dönem de yabancılar koğuşundaydım. Yabancılarla beraber kaldım. Hayatta bazı şeylerin işaret olduğunu düşünüyorum. Allah sanki bazı şeyleri bize işaret olarak yolluyor. Yabancılar koğuşundayken dünyanın dört bir yanından insanlarla birlikteydim. Arkadaşlarım bana “sen muhakkak bir yabancı ile evleneceksin” diyorlardı. Oradan çıktıktan 7 ay sonra kendisiyle tanıştım ve 7 ay boyunca da hayatıma kimseyi sokmamıştım. O dönem içerisinde evlenme teklifinde bulunanda olmuştu. İstemedim. Belki de hazır değildim. Öyle bir zamanda hayatıma girdi ki o işareti belki de doğru çıkartıyor. Mankenliği kadar siyasi yönüyle ve CHP’li olmasıyla da kendisinden söz ettirdi. O kadar ki Mehmet Sevigen “O zaten üyemiz değil biz kendisini oyalamıştık” gibi CHP adına açıklamalar yaptı. Ancak Tuğba Özay Sevigen’in açıklamalarını önemsemedi ve CHP’li olmaktan da vazgeçmedi. Birbirine zıt iki parti Saadet Partisi ve CHP… İki partili bir araya geldi. “Saddam’ın Askerleri” gibi daha vizyona girmeden tartışılan filmde daha ilginç bir şey vardı. Mankenliğin zirvesindeyken girdiği hapiste geçen 167 gün, Tuğba Özay ın içinden yeni bir Tuğba çıkarmış. Çok konuşulacak bir filmin başrolü, 23 ünde evleniyor. Neden bir İtalyan. İşte çarpıcı söyleşi… Aralarında hiçbir siyasi tartışma olmadığı gibi, Tuğba bir de “Ben de bir senaryo yazacağım Gani ağabey de çekecek” demesin mi? Tuğba beni röportajın ikinci bölümünde de şaşırtmaya devam etti BAYKAL KOLTUĞU BIRAKSIN, BAŞBAKAN AGRESİF OLMAYI - CHP’lik nerden geliyor? Aileden mi? - Evet. CHP’li bir ailede yetişmiş olmanın ve aile içerisindeki konuşmaların üzerimde önemli bir etkisi oldu. Daha sonraki zamanlarda da kendimi geliştirmek için çok kitap okudum. Hatta model olmasaydım kesinlikle siyasal okur ve aktif siyasetin içerisinde olurdum. - Artık düşünmüyorsunuz o halde? kullan- Olur mu? Önümüzdeki dönemlerde aktif siyasetin içerisinde yer almak istiyorum.. - Bakın ben CHP’liyim ama Deniz Baykalcı değilim. Deniz Baykal artık kendisini geri plana çekip parti için akıl hocalığı yapmalı. Parti onun fikirlerinden istifade etsin ama Baykal koltuğunu bıraksın artık. SEVİGEN TOP OYNARKEN BEN CHP’LİYDİM - Hazır CHP’yi konuşurken, sizin mafya bağlantısınız sebebiyle CHP’ye üye yapılmadığınız haberleri çıktı? Olayın aslı nedir? - Mehmet Sevigen “Biz kendisini oyaladık zaten bizim üyemiz değildir” gibi bir siyasetçiye ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakışmayacak bir açıklama yaptı. Ama bilmediği bir şey var, ben CHP’ye üyeyim. Mehmet Sevigen üye değilken ben oralardaydım. Önemli olan partinin ismi değil, o ruhu taşıyabilmektir, içimizdeki sevgiyi, barışı, kardeşliği çoğaltarak yaşadığımız dünyayı güzelleştirmektir. Mehmet Sevigen top koştururken ben zaten CHP mayasıyla yoğrulmuş birisiyim Mehmet Sevigen’e çok kırıldım. Ne bir siyasetçiye ne de CHP’ye yakışacak bir açıklamaydı. Özgürlükten, kardeşlikten, demokrasiden bahsederken ne demek oyalamak. Önemli olan kim nerede şu anda. Benim için artık partinin de bir önemi yok, iki yıl sonra İstanbul,Trabzon ya da Antalya dan bağımsız aday olmayı düşünüyorum. - Siyasetteki hedefiniz ne? - Milletvekilliği. Benim duyarlı olmam insanların alay konusu olmamalı. Aksine duyarsız olursam o zaman alay konusu olmalıyım. Bugün veya öncesinden başımızda olan milletvekilleri, başkanlar, herhangi bir mevkide siyasi arenada olmuş olanlar çok mu iyiydi? O yüzden bunların iyisi de var kötüsü de. Ben bu işe gönül verdiğimde neden tartışma konusu oluyor. Çok konuşmak değil, çok çalışmak önemli. Ben çalışıp başardığımda tekrar konuşalım. -Hayır, gelmedi. CHP ÇARŞAF AÇILIMINDA GEÇ KALDI - Peki CHP’nin seçim öncesi çarşaf, Kuran kursu gibi açılımlarını nasıl değerlendirdiniz? - Yani geç kalındı. Samimi midirler, değil midirler bu tartışmalara giremem. Ama Türkiye’nin çok kozmopolit bir ülke olduğunu düşünürseniz, ayrımcılık yapmadan birleştirici olması açısından önemli bir adımdı. kullan - Siz CHP kökenlisiniz. Tam zıddı bir parti olan Saadet Partisinden aday olan bir yönetmenle film çektiniz. Aranızda siyasi tartışmalar yaşadınız mı? - Neden tartışma yaşayalım ki. Hiç tartışmadık. - Tayyip Bey’in biraz daha ılımlı, agresif olmadan, insanları ürkütmeden, sevgiyle yaklaşması gerekiyor halka. Özellikle son dönemlerdeki çıkışları gerçekten ürkütücüydü. Elini masaya koyduğunda ses çıkaran bir insan ve bu davranışı seven bir halk - Kitabınızın adını neden Bedel koydunuz? - Aslında ben kitabın adını “Kim Suçlu” diye koyacaktım. Fakat yayınevim Bedel adını uygun gördü. Zaten benim kitabım editoryal çalışmadan geçmiş bir kitap değildir. En yalın, en sade, en masum şekliyle nasıl kaleme alındıysa o şekil de okuyucuya ulaştı. - Daha öncesinden mi başlamıştınız yoksa oturup ciddi ciddi cezaevinde mi yazdınız kitabınızı? - Evet. Yani içeriye girdikten iki hafta sonra başladım yazmaya. İç hesaplaşmalarımı, özlemlerimi, çocuksu düşlerimi, kadınların yaşamış oldukları zorlukları ve dört duvar arasında büyüyen çocukların masumiyetini, düşlerini ve nelere umutlanıp nasıl acı çektiklerini, acımasızlıklar karşısında insanların nasıl dik durduklarını kaleme aldım. Üçbuçuk yaşındaki Agustin adlı Filipinli bir çocukla altı ay boyunca yaşadıklarımı yazdım. Orada çalışan görevlilerin de hayatlarından kesitler aldım. Esasında benim kitabım psikolojik sosyal bir çalışmadır. Herkesin okuması gereken ibretlik öyküdür. kullan”Kim Suçlu” adını koymak istememin nedeni de şuydu: Doğru kime ve neye göre doğruydu. Mesela bir genç kız vardı, babası tarafından tecavüze uğruyor, parası alınıyor, dayak yiyor, bir yaşam mücadelesi ve sonunda babasını öldürüyor. Şimdi burada kim suçlu? Birçok kadın gördüm ki sevdiği adam uğruna içerde. Zaten kadınlar kolay kolay suç işlemez. Kadın duygusal bir varlıktır, güçlüdür, erkeğinin peşinden gider, kendini ateşe atar. Bir de bunlara ekonomik şartlar Dolayısıyla cezaevi acı ve sevincin aynı anda yaşanabildiği bir yerdir. Orayı ve oradaki insanların hikayelerini anlatmaya çalıştım kitabımda. BAŞIMA GELENLER AŞK YÜZÜNDEN - Cezaevinde çok ciddi sıkıntılar, bunalımlar yaşadınız. Neden benim başıma geliyor bunlar dediniz mi? - Başıma ne geldiyse aşk yüzünden geldi. Çok üzüldüm elbette. Ve medyada yalan yanlış haberlerle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üzerine çıkacak kadar Türkiye gündeminde yer aldım. Cezaevindeki ilk günlerimde, babamın kalp krizi geçirdiği, ölüm döşeğinde olduğu haberini okuduğumda intihar etmeyi düşündüm. Düşünebiliyor musunuz benim ruh halimi. Gazeteden okuyorsun fakat dışarıdan bir haber alamıyorsun. Anneme ya da babama bir şey olsaydı gerisini düşünemezdim. Sevenlerimden müthiş bir destek aldım, aldığım mektuplar beni çok mutlu etti. Allah hepsinden razı olsun. Ama ben hiç kimseye mektup yazamadım. Kimse bu anlamda bana kırılmasın. Çünkü benim fotoğraf bile çektirmem yasaktı. Ama bunların hepsinin benim iyiliğim için olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Örneğin cezaevinden çıkan birileri, hiç tanımadığım insanlar büyük gazeteleri arayıp Tuğba Özay’ın içerde çekilmiş fotoğrafları var, şu kadar para verirseniz size veririz demişler. İnsanlar yüreklerini karartmışlar. Anlayacağınız o vakitler olduğu gibi sonrasında da yalan yanlış çok şeye maruz kaldım. HERKES EĞLENCEYE, BEN HZ. YUŞA’YA GİDERİM - Cezaevindeki o sıkıntılı günleri nasıl aştınız, ibadet ettiniz mi? - Ben oraya girdim de orada sığındım değil. Zaten inançları olan biriyim. Kimse bilmez ama birçok gece millet gece kulübünde eller havaya derken ben Hz. Yuşa’ya(a.s) gider dua ederim. Pazar sabahı genellikle Darüşşafaka’da hiç tanımadığım insanlarla oturup, sohbet ederek vaktimi geçiririm. Tabii ki bunu yapan tek kişi ben değilim başka yapan insanlarda vardır. Ben hep şöyle dua ediyorum: “Allah’ım hakkımla helalimle bana çalışmayı nasip et ve bu doğrultuda kazanmayı ama kazandığım gibi paylaşabilme gücümde olsun insanlarla.” Orada dört duvar arasında, 3 adımlık hücrede kendime bir ofis yapmıştım. Yerler buz gibiydi. Ben 4 çift çorap üst üste giyip de ayağımı ısıtamadığımı biliyorum. İşte o 3 adımlık hücreye yerlere kartonlar koyup o soğuğu kesmeye çalıştım. kullanSadece insan bedeninin sığacağı darlıkta bir kapı vardı oraya da battaniye germişimdir. Duvarlara yazılar yazmışımdır. Bir masa iki sandalye orada yazılarımı, şiirlerimi yazardım. Yazmak bana çok iyi bir terapi olmuştur. Bunun yanı sıra her sabah tutuklulara konferans salonunda jimnastik yaptırıyordum. İnsanların sorunlarını dinliyordum. Bir de baktım ki ben orada da bir misyon edinmişim. Ben ağladığım zaman insanlar daha korkuya, telaşa kapılıyorlardı, kendilerini daha kötü hissediyorlardı. O yüzden öyle bir şiirim vardır ki besteledim ve şimdi şarkı oldu. “Beterin beteri vardır. İnadına diren” diye onları görür utanır ağlayamazdım. Zaten öyle bir duruma gelmiş ki bir keresinde biri gördü ağlarken bana “koskoca Tuğba Özay ağlar mı?” dedi. Bir daha da hiç ağlamadım. Birde 3,5 yaşındaki Agustin ağlarken gördü avluda tek başıma yürüyorum akşam vaktiydi çok soğuk bir havaydı. Bizim koğuşumuz tek katlı bir koğuştu. O ışıkları gördüğümde içerden de sesler geliyordu bir elin sıcaklığını hissettim ve ağlamıştım. Agustin dışarı gelip,”Tuğba abla yemek hazır dedi” ben de o arada hadi gel o zaman dedim. “Ama sen ağlıyorsun” dedi. Bende “hayır ağlamıyorum” dedim sarıldım, öptüm onu “Sakın dedim içeri girdiğinde benim ağladığımı söyleme dedim”.”tamam Tuğba Abla” dedi içeri gitti ve kimseye söylemedi. Bazen hayatı renklendirmek adına yüzümü gecenin bir vakti simsiyaha boyayıp, saçları dağıtıp, dudaklarımın yanından dişler yapıp, çenemin altından da mor bir ışık tutup koğuşu korkuttuğumu bilirim. Sonunda kahkahalara boğulduğumuzu bilirim. Yani hayat her yerde devam ediyor. Allah kimseye yaşatmasın. Birde benim başıma ne geldiyse aşk yüzünden geldi. BETERİN BETERİNİ DÜŞÜNÜP GÜÇ BULDUM - Şimdi Deniz Seki içeride ona tavsiyeniz ne olur? - Allah sabır versin. İnanıyorum ki kendisiyle müthiş bir iç muhasebeye girmiştir. Girmelidir de… Yapmış olduğu hatalardan bir sonuç çıkarmıştır. Deniz Seki, üretken bir sanatçı oradan çıktığı zaman güzel bestelerle çıkacağını düşünüyorum. İçerideyken ben hep “beterin beteri var” diye düşündüm bu düşünce beni ayakta tuttu. Benden ondan daha kötü durumda olan zor şartlar altında yaşamını sürdüren insanlar varken ağlamak sızlanmak utanç verici, Seki de böyle düşünsün. Bu düşünce rahatlatacaktır onu Hakkı Devrim, “Tuğba anne ve babasından bahsetmesi dışında kendine hiç acındırmadı, ağlamadı, zaaf göstermedi, aksine en ağır şekilde kendini itham etti” diye çok güzel bir yazı kaleme almıştı benim için. - Saddam’ın Askerleri filmi daha vizyona girmeden tartışılmaya başlandı. Senin de ilk sinema filmin 1 Mayıs’ta vizyona giriyor değil mi? - Evet. Hem Mayısta gösterime giriyor hem de ilk sinema filmim. 7 yaşından 14 yaşına kadar tiyatro eğitimi aldım. Ayrıca üniversitede Konservatuar Tiyatro bölümünü beşincilikle bitirdim. 16 yaşındayken TRT’ye “Sonradan Görmeler” dizisinde oynadım. 17 yaşında Türkiye Güzeli ve Dünya İkinci Güzeli seçilince podyum daha ön planda oldu. Fakat oyunculuk içimde bir ukdeydi. Ferhan Şensoy’la “Dün Gece Ormanda Çok Komik Bir Şey Oldu” adlı oyunumuz oldu. Şimdiye kadar 14 dizi filmde oynadım. Başrol paylaştım. - Peki bu projeye nasıl dâhil oldunuz? - Gani Rüzgar Şavata yıllardır tanıdığım, çok sevdiğim ve değer verdiğim bir ağabeyimdir. Uzun zamandır benimle çalışmak istiyordu Daha önce de başka bir projesinde rol vermek istemişti. Fakat benim yoğunluğumdan kullantakvimimiz uymamıştı. Beni bu proje için kandırdı. Toplumsal kaygıları olan sosyal mesajlar veren, sevginin, dostluğun, barışın, kardeşliğin var olması gerektiğini ve bu değerlerin ön planda tutulduğu bir proje. Dünyanın gerçeklerini anlatan, mazlumların hikâyelerini anlatan ve esasında bir takım şeylerin arkasında emperyalizm güçlerin olduğunu anlatan iyi bir sinema filmi oldu. . Gani Bey beni hep “asi kız” olarak görmüştür. Asi ama lider ve mücadeleci onun kafasında böyle bir izlenimim varmış ve o projede ki kızla aynı karaktermiş. İyi ki bir araya gelmişiz ve iyi ki bu proje de yer almışım. Çekimlerimiz çok keyifli geçti. Yaklaşık 2 ay Malatya’da dağlardaydık. Sabahlara kadar çalışan çok emekçi insanlar vardı. Gani Bey kendini paralıyordu. Mesela; mezar başında bir rolüm vardı ve rol icabı ağlamam gerekiyordu. Bir bakıyorum Gani Bey benden önce ağlıyordu. Ben rol icabı ağlarken, o gerçekten ağlıyordu. İnanıyorum ki izleyicisiyle buluştuğu anda izleyicisinden tam not alacak. “SADDAM’IN ASKERLERİ” ŞAVATA’NIN PROJESİ - Proje kime ait? - Gani Bey ve Banbun Mamur Şavata’ya ait. Zaten Şavatalar öyle büyük aşiret ki Güney Doğu’ya gittiğiniz zaman o bölgede Gani Bey çok seviliyor. - Senaryo gerçek bir hikayeyi mi anlatıyor peki? - Evet. Gerçeklerden kesitler var. Saddam döneminde Kuzey Irak’ta yaşanan olayları anlatıyor. Köylere yapılan baskınlar, o baskınlarda halkın nasıl kodeslere atıldığı ve oralarda ne tür işkencelere maruz kaldığı ve asıl gücün Amerika olduğunu görüyorsunuz. - Peşmerge sahnesini oynamak sizi ürküttü mü? Ön yargınız var mıydı? - Önyargım vardı. Türkiye’de Peşmerge dediğiniz zaman herkesin kafasında farklı bir algı uyandırıyor. Peşmerge eşittir terörist algılaması hakim. Hâlbuki Peşmerge Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt topluluğun adı. Bunu farklı yönlere çekmek çok yanlış. Silahlı olarak biliniyorlar ama öyle değilmiş. Film çekimleri öncesinde ben de araştırmalar yaptım, önemsediğim değer verdiğim insanların fikirlerine başvurdum. Bana Hitler’i anlatan bir filmin senaryosu da gelebilirdi bir hayat kadını rolü de Bütün bunlar hayatın gerçekleri Filmi izleyen herkes barış mesajı verdiğimizi görecektir. ZAFER İŞARETİNİ NİÇİN YAPTIM? - Peşmerge kızı rolünü oynadığınız için ailenizden ve çevrenizden tepki geldi mi? - Yok gelmedi. Ailemle konuşmuştum, en büyük desteği yine babam verdi. Filmimizin özel bir galası oldu, siyasilerin kullande katıldığı herkes gözyaşları içerisinde alkışladı. Demek ki doğru ve güzel bir şey yapmışız. - Rolünüzü oynamadan önce bir araştırma yaptınız mı? Kimlere tanıştınız? Kimlerden fikir aldınız? Peşmerge’yi daha önce tanıyor muydunuz? -Peşmerge’yi televizyonlardan bildiğimiz kadarıyla. Ama bakmayın ben duyarsız biri değilim. Çocukluğumdan beri çok kitap okurum. Siyasi kitapları da okurum. Hemen bilgisayar başına oturdum Peşmerge ile ilgili neler yazıyor onlara baktım. Babamla oturdum tartıştım. Siyasi çevrelerden de sevdiğim bir iki büyüğümle konuştum. Riskli bir rol olabilir diye düşünmedim değil. Hatta bir gün film çekimlerine gelen arkadaş fotoğrafları çekiyor. Gazeteye gönderiyor. Bende sadece o anlık bir poz olsun diye zafer işareti yapıyorum ve ben gazetede öyle bir sürmanşetle yer aldım ki inanamazsınız. Kendimi çok kötü hissettim. Hemen gazeteyi aradım. İşte efendim reyting için, prim yapmak için, okuyucu çekmek için yapılan bir şey dendi. Ama o gazeteye de değil bana zarar verir. Bir de ben zafer işaretini hep yapan biriyim. Barış işaretidir.. ÖLDÜ DENİLEN ATA BİNDİM - Gelelim şu medyada tartışılan “at sürüklenirken öldü” haberine. - Ben o sahne çekilirken orada değildim. Gani Bey benim bu konudaki hassasiyetimi çok iyi bilir. Ama kendisi de aynı hassasiyete sahiptir. Filmde gördüğünüz atlar zaten Gani Bey’in kendi çiftliğinde baktığı özel atları. Bırakın atın sürüklenmesini, atla birlikte kan revan içerisinde sürüklenen biri de var. Ama bu sadece 10 metre bir sürüklenme sahnesi. Film için gayet normal bir görüntü. Üstüne o atla benim daha sonra sahnelerim var. - Peki neden daha filmle ilgili hiçbir haber çıkmadan ilk bu görüntüler gündeme geldi? - Bu haberlerin özellikle filmimizi baltalamak için yapıldığını düşünüyorum. İki yıl öncesinde kuş gribinden milyonlarca hayvan katledildi. Ses yok. Kasaplarda at etleri satıldığı haberler çıkıyor kimsede ses yok. İşin içine sanat kullangirince, sanatçı girince hele ki “Tuğba Özay” girince hemen böyle bir gündem yaratıldı. Unutulmasın ki orman yangınlarının çıktığı dönemde kedilerim yandığında ben feryat figan ağlarken bazıları “vay efendim kedileri için ağlıyor, onlar için ağlanır mı” diye eleştirenler de aynı kalemler yani düşünebiliyor musunuz bu ne perhiz bu ne lahana tursusu. Ben yüreği insan, hayvan, yaşam sevgisi olan yüreği bu değerlerle yoğrulmuş bir insanım. - İkinci çok konuşulan sahne ise sizin tecavüz sahneniz? - Bu sahneyi kimse cinsel içerikli bir sahne gibi algılamasın. Bu film sosyal mesajları olan bir yapım Bir askerin taciz ederken kızın annesinin gelip boğuşma sahnesi ve sonu ölümle biten görüntüler yer alıyor. Bir dram var. FİLMDE ÖZAY’I EN ÇOK ETKİLEYEN SAHNE - Filmde sizi en çok etkileyen hangi sahne desem? - Evet, bir sahne beni çok etkilemişti. Ama o sahnede ben oynamıyorum. Gani Bey, Yalçın Bey, Ali Tutar ve diğer oyuncularla birlikte kendileri içerdeler o an. Esirler ve bir yemek yeme söz konusu işte bulgur pilavı getirilmiş esirlerin arasında bir imam da var. O imamla yapılan konuşma ve akabinde herkesin mecburiyetten öyle bir yoklukta, zorlukta inanılmaz işkencelere maruz kalıp da o pilavın içine hepsinin birden ellerini daldırıp, yaşamak için direnç gösterdikleri anıdır. Benim eşim rolündeki Yalçın’ın o bakışları orada bir flashback var bizim görüntülerimiz, bizim onunla yemek yeme sahnelerimiz var oradan oraya geçiş beni çok etkiliyor. - En güldüğünüz sahne? - 20 saniyede tuvalet ihtiyaçlarını giderip çıkmaları gereken bir sahne var. Çıkamıyorlar ve dayak yiyorlar. Birisi zaman kazanmak için dışkısını atıyor askerin yüzüne. Çok güldüm. - Siyaset düşünüyorsunuz, kitap yazdınız, albümünüz çıkacak Sırada ne var? - Benim kitabımı senaryo haline getirmek istiyoruz. Adını “Bedel” koymak istemiyorum. Çünkü kafamda çok farklı bir şeyler var bu projemi hemen hayata geçirmek ve bununla ilgili de Bakanımız Ertuğrul Günay’dan destek almak istiyorum. Ertuğrul Bey’in sanatçıya yaklaşımını, bakış açısını çok seviyorum. Tkullanürkiye’nin tanıtımı ile ilgili çok doğru çalışmalar yaptı. İyi yüzler kullandı. Çünkü bir turizm elçisi her şeyden önce Kültür ve Turizm Bakanımız olması münasebetiyle Türkiye’nin tanıtımı için çok önemli. Benim projemle ilgili de destek bekliyorum kendisinden. - Ben yazacağım, Gani Bey de çekecek. Tabi bu konuda da en büyük destekçim babam olacak. Hatta 1980’lerde yazdığı o dönemi çok güzel anlatan “Operasyon” isimli bir şiiri var bu senaryonun özeti niteliğinde - Gani Rüzgâr Şavata: Aşırı gerçek, aşırı işkence ve şiddet var diye yer alamadığını söyledi. - Peki siz bu gerekçiyi haklı buluyor musunuz? - Hayır, doğru bulmuyorum. Açın televizyon kanallarını şiddet olmayan kaç tane dizi var? Adeta “racon kesmeyiz kafa keseriz” deyip çat adamın kafasının kesildiği görüntüleri buzlasanız ne olur? Üstelik yediden yetmişe herkes televizyonunu açtığında izliyor. Oysa sinema filmini tercih ederek gidersiniz. Tabi ki jürinin kararlarına saygı duyarım ama önemli olan halk jürisidir. Gani Rüzgâr Şavata: Kültür Bakanlığı’nın 18 yaş üstü getirmesi de bu festivalden dolayıdır. “Sınır” filmi uluslararası en iyi film seçildi ve ulusal yarışmada hiç görülmedi. Ben de sandalyemi jürinin önüne koydum. Bu film Türkiye’de hiçbir festivale katılmadı katılmayacağız. Biz bu filmi Irak Kültür Bakanlığı tarafından kaşeledik. Amerikan işgalinden sonra ilk Irak filmi oldu ve 2009’da bütün festivallerde Irak adına İran’da başlayıp yarışacak. O zaman bakacağız ve düşüncelerini öğreneceğiz. - Sanırım filmde rol olan Irak’lı oyuncularda var. Onlarla diyalogunuz nasıl oldu? - Evet, iki tane Irak’lı oyuncu arkadaşımız vardı. Çok iyiydi. O dönem içersinde bizim setimizde sevgi saygı hiç eksik olmadı. Eğlenceler, şarkılar, türküler her şey çok keyifli geçmişti. Hepimiz kardeşiz ben buna inanıyorum. Size çok ilginç bir şey anlatmak istiyorum. - Tabii buyurun - Geçtiğimiz aylarda Milano’daydım. Milano’da Irak’lı futbolcularla dünya karması futbolcular bir maç yaptı. Barış maçıydı adı ve bu Vatikan desteğiyle yapılan bir organizasyondu. Benim yakınlarımda İtalya’daki arkadaşlarım bu organizasyonun içerisinde yer aldılar. İnanın ben ne zaman ki stada geldim Irak’lı kardeşlerim beni gördü inanılmaz bir alkış koptu ve ben şaşırdım açıkçası. Ben zaten biliyorum o bölgede tanındığımı, sevildiğimi ama bana açıkçası filmi sormaları beni çok duygulandırdı. Hatta İngiltere’den gelen bir gazeteci ile tanıştım kendisi de Iraklıymış o da bana filmle ilgili sorular sordu. Çok duygulandım. - Irak’ta belli bir tanıtım çalışmaları yaptınız mı? - Yapacağız. - Film öncesi Saddam fikriyle film sonrası Saddam fikri konusunda bir değişme oldu mu düşüncelerinizde? - Saddam’ın bende yarattığı hiçbir şey değişiklik yok. Yapmış olduğu soykırımı hiçbirimiz unutmuyoruz. 5000 Kürt kullaninsanını katletti. O dönemde birileriyle işbirliği yapmış. Fakat Saddam’la ilgili çocukluğumdan beri işte 90’larda Körfez Savaşı olduğunda onun o dik duruşu da Amerika’ya karşı kafa tutması, dik duruşu beni hep etkilemiştir. - Amerika politikalarına karşısınız diyebilir miyiz? - Nasıl karşı olunmaz ki. Bizi biz olmaktan çıkartmak isteyen her türlü politikaya karşıyız. Sadece Amerika’ya değil. Çünkü biz jeopolitik konum itibariyle de dünyanın kilit noktasındaki bir ülkeyiz. Her türlü doğal zenginliklerimiz, turizmimiz, farklı etnik kökenlerimiz, kültürlerimiz var. Bizler yüzyıllardır bu topraklarda kardeşçe yaşamışız kardeşçe yaşamak durumundayız. Kimse bizi farklı çıkarlar için bize farklı dayatmalar uygulamamalı. - Manken olarak güzellik sırlarınızı da söyler misiniz? - Güzelliğimi ilk önce Allah’a borçluyum. Aileme, genlerime borçluyum .Çok klasik olacak belki ama düzenli spor yapıyorum ve düzenli besleniyorum. İçecek olarak yeşil çay ve sıkma meyve sularını tercih ediyorum. Sabah kahvaltısını asla ihmal etmiyorum. Ayrıca yüz temizliğimde soda, yüz maskesi olarak yoğurt, bal, limon karışımını uyguluyorum. Sadece yoğurtta sürülebilir çok faydasını görürsünüz. Haftada üç gün uygulamak yeterli Yüzümü sodayla yıkarım. Saçıma badem yağı sürerim. Asla makyajla uyumam. Güzellik salonuna gidemeyenler evlerinde bir tencerede ısıtacakları suyla yüzlerine buhar banyosu yapabilirler. Daha sonra yüzünüzü pamukla silin veyahut ılık suyla yıkayıp, yoğurt maskenizi uygulayabilirsiniz.10-15 dakika beklettikten sonra ılık suyla yıkayın ve sonradan da soda ile yıkayıp işleminizi bitirebilirsiniz. Kesinlikle beyaz ekmek yemeği bırakmak gerekiyor, ben genelde tahıl veya kepekli ekmek tüketiyorum. Asitli içecekler, sigara ve alkolden uzak durmak gerekiyor. Fırsat buldukça yüzüyorum. Tabi en önemlisi mutlaka sıkıntılar yaşıyoruz ve stres artık hayatın neredeyse vazgeçilmezi ancak olumlu düşünmeyi hayata pozitif bakmayı öğrenmek lazım. Bisiklete binmek ve ormanda yürüyüş yapmak benim hayatımı güzelleştiren şeyler diyebilirim. Mesela bir gün evinizde mumlarınızı yakın, müzik açın veya hiçbir şey açmayın loş ışıkta oturup ruhunuzu dinlendirin. Pozitif olarak hayata baktığınızda yüreğinizdeki güzellik yüzünüze de yansır. Hayat çok kısa ve hepimiz bir kere dünyaya geliyoruz.
Röportaj Nursel TOZKOPARAN
Benzer Konular:Songül Korkmaz, şiir albümü çıkardı Hastalık bana sabretmeyi öğretti Tatlıses 1954 yılında Şanlıurfa da doğdu Malatyalı Nehir Erdoğan Seyha Güler'den üçüncü albüm geliyor
UYARI | Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan BÖLGE GAZETESİ ve bolgegazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Yorum Yap |
En Son Eklenen Haberler
Bu Gün En Çok Okunanlar
Haber Etiketleri Ahmet Aydın
akp
AK Parti
Arnavutköy
Ata Serhatlı
bağcılar akp
BDP
bölge gazetesi
Esenler Bayburtlular
Esenler Belediye Başkanı
esenler belediyesi
esenlerde 15 somalili çocuk 15 dram
esenler haber
esenler haberleri
esenlerin sesi
Esenler Üçyüzlü karakoluna bomba atıldı
ESKUT
Göksu
Irmaklı Köyü
Irmaklı Köyü Kavun Şenlikleri
Kavun Şenlikleri
kentsel dönüşümü radyodan anlattı
kürtçe müzik
Küçükçekmece
M. Tevfik Göksu
Mehmet Erdoğan
Mehmet Metiner
mehmet teyfik göksu
Murtaza Yetiş
Mustafa Uzun
nazım madenoğlu
Recep Tayyip Erdoğan
songül korkmaz
tayip erdoğan
Tevfik Göksu
Yavuzselimspor
ömer faruk öz ağa oldu
İstanbul Esenler Tokatspor
|
|
Copyright © 2003-2011 Bölge Gazetesi Sitemizdeki yazı, resim ve
haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kulanılamaz
|
| Web Hosting Kusursuzweb Theme: Kuaza |